Thursday, May 29, 2014

Rastgele resimler; Pink Martini'den aldığım imza

Uzun süredir bu sayfalarda fotoğraf paylaşmıyordum. Hoş, son birkaç ayda dişe dokunur çok fazla fotoğraf da çekmedim zaten.

Mudanya, 30 Nisan 2014



Eymir Gölü, 25 Haziran 2014


Bursa Botanik Park, 1 Eylül 2013. O gün keşke yanıma fotoğraf makinasını alsaymışım.



Ankara, Aralık 2011. Evet, o kadar eski bir foto. Bunu da evde elektrikler kesildiği bir gün çekmiştim. Mum ışığı, vazoyu çok güzel aydınlatıyordu.



Bu sayfaların benim kişisel blogumun olmasının verdiği cesaretle, bugün görgüsüzlük kartımı oynayıp Pink Martini konseri anılarımı da paylaşacağım. Pink Martinicilerle (özellikle China Forbes'u) bu kadar yakından görebilmek, onlarla konuşma fırsatı bulmak büyüleyiciydi.

Thomas Lauderdale'e "Biliyor musunuz, Anna'yı biz eskiden ofiste 'Gidelim gidelim koşalııım, koşalım koşalım gideliiim!' diye söylerdik" demek içimden geldi de, söyleyemedim. Belki bir dahaki sefere.

Friday, May 23, 2014

Karanlıkta Diyalog

Bu yazıyı Ankara'da yaşayan, ama bir tesadüf sonucu İstanbul'daki Karanlıkta Diyalog sergisine katılmış bir insan olarak kaleme alıyorum.

İstanbul'un en sevdiğim VE nefret ettiğim yanı; siz bugün, yarın için kafanızda 1000 tane senaryo kurgularken, yarın geldiğinde o senaryolardan tekinin gerçekleşmemesi, o günü unutulmaz kılanın da hayal edemediğiniz bir şeyin olması. Kaos. Öngörülemezlik. Aslında hayat budur, "Hayat, siz planlar yapmakla meşgulken başınıza gelen şeylerdir" demiş Lennon usta. Kör kalmak da bunlardan biri. Veya körlüğü tecrübe etmek!

Kör bir insan olmanın nasıl bir his olduğuna dair kitaplar, filmler, hatta ismini hatırlamadığım bir video oyunu bile var. Ama kör olmayan bir insana bunu asıl tecrübe ettiren şey, o zifiri karanlıkta, engellerle dolu bir dünyada elinde bir bastonla kaybolması. Karanlıkta Diyalog işte tam olarak bu.

Bu sergiyle tamamen tesadüf eseri karşılaştım. Beni İstanbul'a getiren şey Gayrettepe'deydi; metroyla Gayrettepe'ye gelmemiş olsaydım, metro durağındaki bu sergiden hiç haberim olmayacaktı.

Bu sergi, tamamen zifiri karanlıkta geçiyor. Herhangi bir ışık kaynağını içeri sokmanız yasak, o eşyalarınızı sergiden önce size verilen kilitli bir dolapta saklıyorsunuz. Bir rehber eşliğinde, ses efektleri ve dekor varlıklarla ifade edilmiş bir gerçeklikte yol alıyorsunuz. Önce bir doğa parkındasınız mesela. Etrafınızda köprüler, çitler filan var, ben bir ara o şeyler yüzünden Counter-Strike rehinesi gibi takıldım. Daha ilk bölümde.


Bize rehberlik eden, kendisi gerçekte görme engelli olan bir insandı. Onun kör olduğunu öğrenmeden önce, gece görüş gözlüğü takmış olduğunu sanıyordum (ve kafama takılmıştı, zifiri karanlıkta gece görüşü gözlüğünün çalışamadığını bildiğim için kafam karışmıştı).

Benim gözlerim epey bir miyop olduğu için, ışıksız ortamda da diğer insanlara göre rahat hareket edebileceğimi düşünürdüm eskiden. Yanılmışım. Işık olmayınca hiç de hızlı hareket edemedim. Serginin bitiminde, koridorun sonundaki ışığa doğru yürürken şunu gördüm; o miyop gözlerimle gördüğüm bulanık renk ve ışık bulutları o kadar da yetersiz değilmiş.

Serginin zihnimde değiştirdiği başka bir düşünce de şuydu: Eğer kör kalırsam (Allah korusun), intihar etmek isteyeceğimi düşünürdüm. Serginin sonunda rehbere patavatsız (veya aşırı dürüst) bir soru soruldu, "Ben olsaydım intihar ederdim. Siz de istediniz mi?" diye. "Hayır. Zaten nasıl olsa öleceğiz" gibi bir yanıt verdi rehber. Benim için gerçek şuydu, zaten bu zifir karanlık dünyada her şey yeterince tehlikeli. Peki alışılamayacak bir şey mi? Hayır! Hayat sizi bir zorluğa sürüklemediği sürece, ne kadar güçlü olduğunuzu bilemezsiniz.


---
Bu yazı Dîvanyolu dergisine de yollanmıştır, yayınlama haklarına sahiptirler.

Thursday, May 15, 2014

Soma

Öfkeliyim. Sadece bu katliam niteliğindeki ihmâle karşı değil; ama bu ihmâli hoş, olağan gören zihniyete karşı. Bu zihniyet hakim olduğu sürece ileride daha çok "kader" göreceğiz.

Sosyal medyada karşılaştığım bazı argümanlar var, onlara verdiğim/vereceğim yanıtları bu yazıda bir araya topladım.

"Bu olayın siyasetle ilgisi yoktur!"
Üzgünüm hanımefendi/beyefendi, ama bunu iddia ediyorsanız, siyasetin ne olduğunu tam olarak anlamamışsınız demek. Siyaset, 539 kişinin bir mecliste kendi aralarında konuşup durup sonra eve gitmesinden ibaret değildir. O aldıkları kararların sonuçları, ülkedeki insanların nasıl yaşadıklarını etkiler. Ya da nasıl öldüklerini! Eğer işçi güvenliğini önemseyen siyasi kararlar verilmiş olsaydı, doğru dürüst güvenlik önlemleri alınmadan o maden işletmeye açılmazdı. Anlayacağınız, bu mesele siyasidir, başka bir şey değildir.

"Muhalefet kesin sabote etti!"
Şimdi şunu düşünmenizi istiyorum: Diyelim ki, sizin yaşadığınız apartmanın yöneticisiyle kavgalısınız. Apartmanın asansöründe de bir problem var; halatın kopmak üzere olduğunu fark ediyorsunuz. Apartman toplantısında bunu dile getirdiğinizde, apartman yöneticisi böyle bir şeyin kesinlikle olmadığını, her şeyin yolunda gittiğini iddia ediyor. Toplanan aydatlarla da alakasız şeyler yapılıyor.

Bir gün, asansörün halatı tam da sizin öngördüğünüz şekilde kopuyor, insanlar ölüyor. Bunun sorumlusu kimdir? Tabi ki siz! Çünkü apartman yöneticisi, sizin onu suçlayabilmek için halatı sizin kestiğinizi söyledi. Ve insanlar buna inandı, apartman yöneticisini daha da çok desteklediler. Sizin belirttiğiniz her problem, her tehlike, sizin suçunuz. Hem geçen yüzyılda karşı apartmanın da asansörü düşmüş, yani günümüzde asansör düşmesi aslında gayet normal bir olay.

Hatta durum daha da vahim. Apartmandaki insanların yarısı şuna inanıyor: Apartmanın diğer yarısının, sırf yöneticiyi zor durumda bırakmak için, geceleri kendi aralarında toplanıp asansörün ipini kestiğine. Evet, oturduğunuz apartmandaki insanların yarısının gizli birer terörist olduğuna inanan insanlar var.

Bu apartmanda yaşıyor olsaydınız ne yapardınız?

"Demek kader böyleymiş, n'apalım. Dua edelim, yeter."
"Kader" diye bir şey var mı, yok mu, onu hiiiç tartışmayacağım. Kaderin var olduğunu kabul edip öyle tartışacağım.

Kader anlayışına göre; pedofil bir katil, kurbanı olan çocuğu öldürdüğünde, bu kaderde yazılı olan bir şeydir. Çocuğun kaderinde bu şekilde ölmek varmış, katilin kaderinde de çocuğun katili olmak. Kaderin karanlık sayfasında böyle korkunç bir olayın yazılmış olması, bu katilin suçsuz olduğu gibi bir gerzekçe bir anlam taşımaz, öyle değil mi? Eğer sırf kaderde yazılı diye "kabahat" diye bir olgunun var olamayacağına inanıyorsanız, siz yolda yürürken kafanıza tuğla atarsam benden de şikayetçi olmayın. O tuğla kafanıza kader olarak gelmiştir demek, n'apalım.

Peki "kader" denilen kitabın sayfalarında şöyle bir paragraf yer alamaz mı: "Ve o gün, madenin jeneratörü patladı. Ama madeni tasarlamış ve denetlemiş insanların beyni ve vicdanı vardı; bu yüzden de madende yeterli sayıda kaçış odası bulunuyordu, gerekli tedbirler alınmıştı. İki gün sonra tüm madenciler sağ bir şekilde yüzeye çıktılar." Eğer kader kitabının başında "Hayır, buraya insanların tedbir almış olmasıyla ilgili bir şeyin yazılması yasaktır!" yazdığına inanıyorsanız evinizin elektrik sisteminden sigortanızı sökün. Sağınıza solunuza bakmadan karşıdan karşıya geçin. Lütfen bunu yapın. Sizin yüzünüzden Kader zarar görüyor o zaman.

Aynı şey ihmâl için de geçerlidir. Bir mühendis olarak şunu söyleyeyim; eğer maden gibi karmaşık bir sisteme insan hayatını emanet ediyorsanız, o sistemde oluşabilecek bütün aksaklıkları önceden görebilmiş olmanız gerekir. Sistemi oluşturan herhangi bir öğenin iflas etmesi case'ine karşılık elinizde B planı (hatta C, D, E... planı) olur. 2014 yılındayız bir de. İnsanlığın, bu son yüz yıl boyunca, iş güvenliği ve maden kazaları konusunda birkaç yeni şey öğrenmiş olmasını bekleriz, değil mi? Maliyeti normalde 140 dolar olan bir ton kömürü 24 dolarlık maliyetle çıkarabilmek adına; inşa ettirdikleri gökdelenin 5 daire parası kadar masraf tutacak, ama 780 insanın hayatını kurtarabilecek kaçış odalarının yapılmaması masum bir hata değildir.


Thursday, May 8, 2014

Alkekopter





Günün ikinci duyurusu da, tamamladığımız, şu an oynanabilir durumda olan bir oyun hakkında: Alkekopter. Yaklaşık 2 haftalık bir süre içerisinde geliştirdiğimiz bu oyunu Aslan Game Studio için özel kılan şey, Microsoft'un Dev2Win 2014 Türkiye yarışmasında bu oyunla birinci olmamız. Zilyon yıldır GGJ'lere, Dev2Win benzeri yarışmalara katılıp da ödül kazanmayı başardığım ilk oyun bu oldu.

Şu an itibariyle, oyuna içerik eklemeye devam ediyoruz (yeni power-uplar, düşmanlar, arkaplanlar, vs.)

Download

Oyun şu an Windows bilgisayarda, Windows Phone 8 ve Android'de ücretsiz oynanabilir.

Windows 8 Store
Windows Phone 8
Windows executable (for Windows 7)
Android

Açıklama

Hayal edin; havada süzülen bir kurukafasınız, tek silahınız da size büyülü bir zincirle bağlanmış bir ateş topu. Alkekopter böyle bir şey işte. Uçan düşmanlarınıza karşı elinizdeki zincirli ateş topunu/gürzünü özgürce savurabildiğiniz bir oyun. Bu fizik tabanlı, bağımlılık yapıcı oyunu öğrenmesi kolay, ustalaşması zor.

Alkekopter’in kontrolleri son derece basit: Tek yapmanız gereken, parmağınızı ekranda sürüklemek, böylece kendinizi ve size bağlı ateş topunu hareket ettiriyorsunuz. Kısa bir süre içinde, bu ölümcül silahınızı sirklerde çalışan bir hulahup dansçısı kadar ustaca savurabileceksiniz! Parmağınızı illaki Alkekopter’in üstünde tutarak sürüklemenize de gerek yok; böylece parmağınız, görüşünüzü etkilemeyecek.



3 çeşit güçlendirici (power-up) gökten yağıyor: Sağlık, Bombardıman ve Zaman-Yavaşlatıcı. (Evet, bu oyunda zaman yavaşlatılabiliyor!)



Ek olarak; size habire musallat olacak bir Nemesis’iniz de var. Sizinki gibi bir ateş topu taşıyor olmasının yanısıra, kendisini güçlendirmek için gökten düşen power-up’ları da çalabiliyor! O lanetlenmiş yaratığın power-up’larınızı kapmasına izin vermeyin; özellikle de Bombardıman’ı alması sizi pek mutlu etmeyecek.

Skorunuzu dünyadaki diğer Alkekopter oyuncularıyla yarıştırabileceğiniz bir hi-score tablomuz da var. Tüm dünya duysun isminizi!

Bu açıklamayı okuduktan sonra, oyunda Türkçe dil desteğinin de bulunduğunu tahmin etmişsinizdir. Doğru bir tahmin!

 

Oynanış videosu


Zombie Chess, Pawn of the Dead, Aslan Game Studio

Çok tekrarladığım bir laf, biliyorum, ama yine tekrar edeceğim: Blog sayfasına yazı yazmayalı epey vakit oldu. O kadar uzun bir süre olmuş ki, iki alakasız oyunumla ilgili haberleri aynı gün veriyorum, o derece. Bu yazımda Pawn of the Dead'in, ikinci yazımda da Alkekopter'in haberini verdim.


Ama iki oyundan da önce, Aslan Game Studio'nun haberini vereyim. Beni sadece blogumdan takip ediyorsanız, eskiden Shooting Star'da ortak olduğumu hatırlayacaksınız. 2013'ün sonlarında vizyonel farklılıklarımızdan ötürü ortaklığımızı sonlandırmaya karar verdik, ben de yoluma Aslan Game Studio olarak devam etmeye karar verdim.



Hatırlar mısınız bilmiyorum, 1.5 yıl önce Zombie Chess isimli bir oyun geliştirmiştim. Eğer bu oyunu sevdiyseniz size güzel bir haberim var: Zombie Chess'in devamı niteliğinde, mobil platformda da oynanabilecek, 3D grafiklere sahip bir oyun yapıyoruz. Pawn of the Dead işte bu oyun!

Bu arada, Zombie Chess demişken, Erol Ünsal'dan üç tane Zombie Chess bölümü geldi. Oyunun bugün yayınladığım yeni versiyonunda (v1.2) bu üç yeni bölümü bulabilirsiniz. Erol bana bölümü yollayalı 2 ay filan oldu aslında, yayınlamayı bu kadar geciktirdiğim için kendisinden özür dilerim.





Beyaz ve Siyah’ın satranç tahtası üstündeki ebedî savaşı, Pawn of the Dead’in karanlık dünyasında çok daha farklı bir seyir halinde. Yenilen her beyaz taş, ölmek yerine, zombiye dönüşüp Siyah tarafa geçiyor! Siyah Zehir Tarikatı’nın ölüm büyücüleri ve zombilerine karşı, onurlu Beyaz Krallık askerlerinin bir şansı var mı? Bu senin hangi tarafı seçtiğine kalmış!

Ekibimiz Ahmet Kamil Keleş (programcı, baş tasarımcı), Sercan Uysal (konsept artist) ve Targo Sirol‘dan (3D modelci) oluşmaktadır. Ayrıca, Unity Asset Store’dan satın alınan assetler kullanılmaktadır. Kullanılan oyun motoru Unity 3D’dir.



Pawn of the Dead ise, ticari bir ürün olacağı için, ZC'den çok daha gelişmiş özelliklere sahip. Oyunu 2014'ün üçüncü çeyreğinde çıkarmayı hedeflemekteyiz.

Özellikler:

  • Beyaz ve Siyah takım için, tek kişilik senaryo (her bir takım için 50'den fazla bölüm)
  • Senaryolar için cutsceneler
  • %100 Türkçe dil desteği
  • Battle Chess tarzında, kişileştirilmiş satranç taşları (mesela At şeklinde bir şövalye)
  • Rastgele yaratılmış bölüm  modu
  • Minimalizm severler için, 2D oyun imkânı
  • 4 (veya daha fazla) farklı ortam (kale içi, mezarlık, vs.)
Oyunun websitesi http://aslangamestudio.com/pawn-of-the-dead/?lang=TR 'dir. Haberleri Facebook ve Twitter sayfamızdan takip edebilirsiniz.