Bu kadar saçma bir konu hakkında yazı yazmak fikrinden nefret ediyorum, yapmam gereken başka bir sürü iş varken. Ama contorium'la ilgili videonun Facebook'ta bu kadar çok yayıldığını görünce kendimi tutamadım.
"Contorium ne lan?" derseniz, Ekşi Sözlük'teki ve İTÜ Sözlük'teki başlıklarını vereyim (evet, İTÜ Sözlük'teki gord10 insanı benim).
Burada linkini vermeyeceğim videoyu güzel hazırlamışlar, Zeitgeist alıntıları da takdir edilesi. Ama tüm bunlar bir saçmalık! Eğer benim bir-iki şey bildiğimi düşünüyorsanız inanın bana.
Saturday, May 14, 2011
Wednesday, May 4, 2011
Tuesday, May 3, 2011
Game of Thrones, fantastik kurgu açlığımızı yatıştıracak mısın bakalım?
Söz konusu dizi olduğunda oldukça seçiciyim. Hayır, kendimi dizi gurmesi olarak filan gördüğümden veya yayınlanan dizileri beğenmediğimden değil. Bir diziyi izleyeceksem bütün bölümlerini izlemeyi isterim. Ama malesef dizi izlemeye pek vakit ayıramıyorum, işlerimden ve "işlerimden" dolayı. Nip/Tuck, House MD, BattleStar Galactica'yı baştan sona izlemek isterdim mesela, ama sonsuz vaktimin olduğu bir dönemde yapacağım şey bu. Üff neyse, konuya geçeyim.Game of Thrones yeni yayına girmiş bir dizi. Dizinin ilk sezonunun üçüncü bölümü daha geçen gün yayınlandı, o kadar yeni. IMDb'de şu an 9.5/10 gibi hayvanî bir skora sahip. İlerleyen bölümler yayınlandıkça daha gerçekçi ve haklı bir skora düşecektir elbette.
22 Ağustos İnternet Darbesi
Bu yasayı hazırlayacak/uygulayacak, bu sayfaya da bir şekilde ulaşmış olan yetkililere kötü bir haberim var:
Bizi, interneti, özgürlüğümüzü engelleyemeyeceksiniz.
Yabancısı olduğunuz bir sahada -sanal dünyada- özgürlüğüne düşkün pek çok sayıda gençle savaşacaksınız. İnternet yasalarımızı internetin ne olduğunu anlayamamış, dönemin ruhundan uzak yaşlıların hazırlaması o kadar da fena değil bizim açımızdan, 24 Ağustos'ta o yasaklanmış bütün sitelere girebiliyor olduğumuzda yaşayacağımız keyif için sabırsızlanıyorum.
Ama keşke aramızdaki ilişki medeni ülkelerde olması gerektiği gibi olsaydı...
Twitter'a yazmak isteyip de sığdıramadığım düşüncelerim
Bizi, interneti, özgürlüğümüzü engelleyemeyeceksiniz.
Yabancısı olduğunuz bir sahada -sanal dünyada- özgürlüğüne düşkün pek çok sayıda gençle savaşacaksınız. İnternet yasalarımızı internetin ne olduğunu anlayamamış, dönemin ruhundan uzak yaşlıların hazırlaması o kadar da fena değil bizim açımızdan, 24 Ağustos'ta o yasaklanmış bütün sitelere girebiliyor olduğumuzda yaşayacağımız keyif için sabırsızlanıyorum.
Ama keşke aramızdaki ilişki medeni ülkelerde olması gerektiği gibi olsaydı...
Twitter'a yazmak isteyip de sığdıramadığım düşüncelerim
Sunday, April 17, 2011
Alman Liselilerden Emre Aköz'e yanıt
Bugün Twitter'da gördüğüm bu haberi sizlerle paylaşmak istedim. "Alman Liseliler Emre Aköz'e cevap vermemiş, bildiğin ağzına sıçmış", tweet yorumuydu. Verilen yanıt o kadar güzel ki okurken dört köşe oldum oturduğum yerde.
Alman Liseli öğrenciler, Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz'ün dünkü “Siz hiç 'öteki' oldunuz mu?” başlıklı yazısında kendileri için kullandığı ifadeler ve Alman Liseliler'in liseli boykotuna katılmasını eleştirmesine Aköz'e bir açık mektup yazarak yanıt verdiler.
Alman Liseli Öğrenciler'in Aköz'e hitaben yazdıkları mektup şöyle:
Biz "Alman Liseli Öğrenciler", bu metni, başbakan ile köşe yazarlarının polemiğinde, meslektaşları için ‘sümüklünün teki’ diyen, karikatüristlere‘asker civelekleri’ diyen, polis tekmeleriyle çocuğunu kaybeden kadın öğrenci için ‘Duygu sömürüsünü kimse yutmasın. Madem bebeğini önemsiyorsun, ne işin var orada?’diyen, paralı eğitime karşı çıkan öğrencilere köşe yazılarında "tembel, asalak, bedavacılar’ diyen, Ankara’da direnen Tekel işçilerine “yan gelip yatanlar” diyen, solcu kadınlar için ‘Kerhaneye düşmek gibi bir şey’ diyen Emre Aköz’ün 16.04.2011 tarihli “Siz hiç 'öteki' oldunuz mu?” yazısına cevaben kaleme almayı uygun ve gerekli gördük. Söz konusu yazısında Emre Aköz, Alman Liseli Öğrenciler olan bizlerin açtığımız "Cemaate Geçit Yok" pankartı üzerinden hareketle, eylemimizin ve söylemimizin içini boşaltmayı, haklılığımızı çarpıtmayı amaçlamıştır. Emre Aköz'e açık mektubumuz:
Emre Aköz, alışkın olduğunuz dilin dışında, içerisinde hakaret barındırmayan bu yazıyı anlamanın sizin için zor olacağını düşünsek de üslubumuzda hakaret ve aşağılama barındırmamaya özen göstereceğiz.
İlk önce kendimizi tanıtalım: Bizler, sizin tek kelimeyle 'veletler' olarak geçtiğiniz insanlar olmanın ötesinde, okuyup düşünen, sorgulayan ve derdini insanca anlatmaya çalışan, geleceğine sahip çıkan, lise öğrencileriyiz. Yazınızda eylemin liselilere “yaptırıldığını” yazarak sadece Alman Lisesi öğrencilerine değil, hakkını savunmak için sokaklara dökülen bütün liselilere hakaret etmişsiniz. Liselilerin bu eylemleri yönlendirme olmadan, baskı altında kalmadan hatta “merkezi kimlikleri” savunup “ötekileştirmeyi” meziyet sayan bazı gerici okul yönetimlerinin baskılarına karşı, kendi özgür iradeleriyle gerçekleştirdikleri açıktır. Öğrencileri yönlendiren birilerini mi arıyorsunuz? Bizi yönlendirenler, aklımız, cesaretimiz, umudumuz ve aydınlık yarınlara duyduğumuz özlemdir. Bir örgüt mü arıyorsunuz? Evet tüm liseliler, öğretmenler ve veliler bu eylemler için örgütlenmiştir. Fakat sizin kaleme aldığınız bu yazıyı kendi isteğinizle mi yoksa hükümet-cemaat işbirliğinin kalemşörlerinin emriyle "sehven" mi yazdığınız büyük şüphe konusudur.
Gelelim söz konusu yazınızda bize sorduğunuz soruya: Bu veletlerin acaba kaçı bir Gülenciyle tanıştı? Cevabımız: Evet Tanıyoruz! KPSS'de soruları çalanları, YGS’yi şifreyelenleri, liselerde kadın ve erkek öğrenciler arasına santimler koymaya çalışanları, sınavlarda yine ‘sehven’ haremlik-selamlık’ uygulamasını yapanları, okullarımızı bilimin ışığından uzaklaştırmak isteyenleri en iyi biz liseliler tanırız. Peki Emre Aköz, siz hiç dershane parasını ödeyemediği ya da YGS de emeği ve hakkı hiçe sayıldığı için intihar eden akranlarımızla tanışma şansına eriştiniz mi?
Emre Aköz, bizim “Cemaat'e geçit yok” pankartımıza bozulmuşsunuz, sevindik. Evet Türkiye'deki dini sömürü kaynağı, geleceğimizi çalan, sınavları şifreleyen Gülen cemaatine liselerde geçit vermeyeceğiz. KPSS sorularını abi-abla evlerinden aldıklarını söyleyen bir sürü tanık var, peki siz hiç onlarla konuştunuz mu?
Yazınız, sadece biz değil tüm liselilerin eylemlerini manupülasyon altında yaptığımızı aşağılayıcı bir şekilde iddia edip, bütün öğrencilerin psikolojisinin böyle bir skandalla nasıl sarsıldığını, açıklamaların yetersiz ve bulanık, devlet içinde örgütlenen suçluların hala serbest olduğunu anlatmak yerine, eylemlerimizi farklı uçlara çekerek, söylemimizi çarpıtmayı amaçlamaktadır.
Aynı yazınızda "Almanlar, Türkiye'de okul açınca iyi; Türkler yurt dışında aynısını yapınca kötü!" söylemine yer vermişsiniz. Buradan anladığımız kadarıyla, siz, Alman hükümeti tarafından desteklenen eğitim kurumunu, bir devletten bağımsız kurduğu eğitim kurumlarıyla eşdeğer tutmaktasınız. Bu tutumunuz, bizlere, sizin de devlet içi cemaat örgütlenmesinin ve cemaatin devletleşmesinin farkında olduğunuzu düşündürüyor. Şunu anlamamız gerek ki biz Türkiye'ye yararlı olma iddiası olan gençler olarak çağdaş, bilimsel ve kaliteli eğitim arayışındayız.
Bir de yazınızda ‘Seçime iki ay kala ahmakıslatan yağmurları başladı’ demişsiniz,(iyi etmişsiniz. Burada ahmak kimdir size sormak gerekir ancak hakkınızı yemeyelim, bizi iyi anlamışsınız.) Eğer bu skandalın sorumluları bulunmazsa, üstü önceki skandallar gibi kapatılmaya çalışılırsa, eylemlerimiz devam edecek ve liselileri provokatör, marjinal gruplar gibi göstermeye çalışanlar, bize bir şey olmaz diyerek yollarına devam ederlerse, kimin ahmak olduğuna tarih karar verecektir.
Bir de şöyle anlatalım. Alman Liseli öğrenciler olarak, diğer liselerden kardeşlerimizle, bizi destekleyen sanatçılarla, velilerimizle, akademisyen ve öğretmenlerimizle birlikte, geleceğimizi çalmaya çalışan karanlığa karşı İstiklal Caddesi’nde yaktığımız ateşten birileri rahatsız olmuştur. Bu ateş, provakatörlerin değil, hak ve hukuk, eşit ve nitelikli eğitim arayanların ateşidir. Ve biz inanıyoruz ki hür irademizle yaktığımız bu ateş bir yangın gibi büyüyerek bütün gençliğe yayılacak, ülkemizi aydınlatacaktır. Bu saygısız tavrınızla, gerçekleri çarpıtarak ve eylemlerimizin içini boşaltmaya çalışarak, öğretmenlerimize, anne-babalarımıza, bizlere ve bu eylemleri destekleyenlere dil uzatmanız, gelecekte de tarafımızdan hiçbir zaman cevapsız bırakılmayacaktır.
Alman Liseli Öğrenciler
Sunday, March 27, 2011
Çalışmalar
Kişisel oyun projelerime vakit ayırmakta oldukça zorlanıyorum bu dönem, okuldan dolayı. Ama ironik bir şekilde, okulla ilgili çalışmalarımın, ödevlerimin büyük bir kısmı oyunlarla ilgili!
iPhone adventure oyun motoru
Bu dönemki bitirme projem iPhone ve iPad'de çalışabilecek bir adventure oyununun motorunu hazırlamak. Amacım AGS gibi sağlam oturmuş, motoru kullanan insanların kolaylıkla çalışmalarını yürütebileceği bir oyun motoru ve editörü hazırlamak değil; ama AGS'yle yaptığımız oyunları teknik olarak taklit edecek, iPhone'da çalışacak oyunları hazırlamak. DragonFire SDK sayesinde elimde herhangi bir Mac bilgisayar olmadığı halde, Windows üzerinde bu oyun motorunu kodlayabiliyorum. Daha da ilginci, iPhone almadım daha! Güvenebildiğim bir yerden ikinci el olarak alacağım.
Bu çalışmamla ilgili ayrıntıları ilerleme kaydettikçe vereceğim.
Resim dersi
Bu dönem resim dersi alıyorum (aslında geçen dönem alacaktım, ama onun yerine önemli bir teknik seçimlik ders almaya karar verdim). Resim dersinde bizden yapmamız istenen şey bir ressamın çalışmasını yağlı boyayla bir tuvale kopyalamamız. Tahmin edebileceğiniz üzere, ben başka bir sanatçının çalışmasını kopyalamak yerine kendi eski fotomanipülasyonlarımdan birisini yağlı boyayla çizmek istedim. Hoca kabul etti!
Nispeten kolay (ve yeteri kadar başarılı) olduğu için Suya Güvenilmez'i tuvale aktarıyorum. Evet, zor olacak, bakalım başarılı olacak mı...
Minik bir sorun var, o da tuvalin oranı ile çalışmamın oranı arasındaki farkın şu sağda gördüğünüz boşluğu yaratması.Orayı neyle dolduracağımı hâlen bilmiyorum. Arkadaki adanın üzerinde bir kule veya deniz feneri yapabilirim, ama sanki daha orijinal bir şey koyulabilirmiş gibi hissediyorum.

Evet, çok uzun bir süredir ne yeni bir fotomanipülasyon, ne de hikaye yayınladım. Asporia sıkıcı bir yer, bunu kabul etmemiz gerek. Karlarla kaplı bir kutup ülkesinde, kuzey ışıklarının altında, elektronik donanımlı şatosunda aylak aylak dolaşan, şarap içen, Bat Cave'e benzeyen çalışma odasında yeni teknolojiler üzerinde çalışan, arada bir aslana dönüşen bir prens olmak sıkıcı.
Hoş, son aylardaki alter egom Arleon alternatifi bir karakter, ama onun maceraları da dA galerime veya bu bloga uygun değil. Arleon karakterini kirletmek istemiyorum.
iPhone adventure oyun motoru
Bu dönemki bitirme projem iPhone ve iPad'de çalışabilecek bir adventure oyununun motorunu hazırlamak. Amacım AGS gibi sağlam oturmuş, motoru kullanan insanların kolaylıkla çalışmalarını yürütebileceği bir oyun motoru ve editörü hazırlamak değil; ama AGS'yle yaptığımız oyunları teknik olarak taklit edecek, iPhone'da çalışacak oyunları hazırlamak. DragonFire SDK sayesinde elimde herhangi bir Mac bilgisayar olmadığı halde, Windows üzerinde bu oyun motorunu kodlayabiliyorum. Daha da ilginci, iPhone almadım daha! Güvenebildiğim bir yerden ikinci el olarak alacağım.
Bu çalışmamla ilgili ayrıntıları ilerleme kaydettikçe vereceğim.
Resim dersi
Bu dönem resim dersi alıyorum (aslında geçen dönem alacaktım, ama onun yerine önemli bir teknik seçimlik ders almaya karar verdim). Resim dersinde bizden yapmamız istenen şey bir ressamın çalışmasını yağlı boyayla bir tuvale kopyalamamız. Tahmin edebileceğiniz üzere, ben başka bir sanatçının çalışmasını kopyalamak yerine kendi eski fotomanipülasyonlarımdan birisini yağlı boyayla çizmek istedim. Hoca kabul etti!Nispeten kolay (ve yeteri kadar başarılı) olduğu için Suya Güvenilmez'i tuvale aktarıyorum. Evet, zor olacak, bakalım başarılı olacak mı...
Minik bir sorun var, o da tuvalin oranı ile çalışmamın oranı arasındaki farkın şu sağda gördüğünüz boşluğu yaratması.Orayı neyle dolduracağımı hâlen bilmiyorum. Arkadaki adanın üzerinde bir kule veya deniz feneri yapabilirim, ama sanki daha orijinal bir şey koyulabilirmiş gibi hissediyorum.

Evet, çok uzun bir süredir ne yeni bir fotomanipülasyon, ne de hikaye yayınladım. Asporia sıkıcı bir yer, bunu kabul etmemiz gerek. Karlarla kaplı bir kutup ülkesinde, kuzey ışıklarının altında, elektronik donanımlı şatosunda aylak aylak dolaşan, şarap içen, Bat Cave'e benzeyen çalışma odasında yeni teknolojiler üzerinde çalışan, arada bir aslana dönüşen bir prens olmak sıkıcı.
Hoş, son aylardaki alter egom Arleon alternatifi bir karakter, ama onun maceraları da dA galerime veya bu bloga uygun değil. Arleon karakterini kirletmek istemiyorum.
Wednesday, March 23, 2011
Subscribe to:
Posts (Atom)
