Monday, January 19, 2009

Yapamayımcı günlüğü

Bu günlüğün bir yapımcı günlüğü olması gerekiyordu, ama genellikle kendimi nasıl kötü hissettiğimden bahsettim. Blogun ismini ve renk temasını değiştirmek istiyorum, çünkü artık kendimi kötü hissetmiyorum. Birkaç gün önce bahsettiğim kopukluğu bile atlatabildim, sınavlarım bittikten sonra yeniden ailemle ve arkadaşlarımla iletişim kurabilmeye ve güzel vakit geçirebilmeye başladım. Ay başındaki neşemin yerine geldiğini söyleyebilirim.

Blog sayfamın ismini Kasım'ın Son Günü Dondurma Seven Adam yaptım. Tuhaf bir isim olduğunun farkındayım. Gizli bir anlam aramayın (Lucy in the Sky with Diamonds gibi), bloga sıradışı bir isim vermek istedim ve aklıma 2008'in Kasım ayının, canımın dondurmalı tatlı çektiği ve o dondurmalı tatlıyı soğuk havaya rağmen yediğim son günü aklıma gelen bir kısa film adı geldi.

1 aylık bir tatile girdim. Tatilde yapmak istediğim şey, şu an hakkında bilgi vermek istemediğim RPG oyunumu bitirmek, Düşnehri'ni ilerletmek ve ikinci yabancı dil olarak İtalyanca öğrenmek. Bu yaz ablamla İtalya'ya tatile gideceğiz; şu anki İngilizcemiz ve turistlerin bilmesi gereken İtalyanca kalıplar tatilimiz için yeterli olacaktır ama ben yine de ikinci bir yabancı dilin faydalı olacağını düşünüyorum.

TÜRKÇEYE

Bugün güzel bir C programı yazdım. Türkçe karakter yazdırmanın zor olduğu ortamlardan birisi de konsol uygulamalarıdır. Standart input-output kullanan bir C programında printf'in içine yazacaklarınız "Lutfen sayiyi giriniz", "Hatali sayi" gibi Türkçe karakterler içermeyen metinlerdir. Eğer bu konuda titizseniz printf("Hatal%c say%c",141,141); örneğindeki gibi, Türkçe karakterlerin ASCII karşılıklarını elle yazarsınız. Herbir Türkçe karakterin ASCII karşılığını bulmak ve string'in içine herbiri için teker teker "%c" yazmak zorundaydınız.

"Türkçeye " isimli bu ufak programım sayesinde konsolda yazdırılmasını istediğiniz metni Türkçe karakterlerle yazıp, bu metni yazdıracak printf fonksiyonunu "turkce.txt" dosyası içerisinde elde edebiliyorsunuz (mesela programı çalıştırdığınız zaman verilen talimatı elde etmeniz için gereken printf("Yazd%c%c%cn%cz C program%cn%cn konsola yazd%craca%c%c T%crk%ce karakter i%ceren metini yaz%cn", 141,167,141,141,141,141,141,167,141,129,135,135,141); komutunu bu program sayesinde elde edebilirsiniz.) RPG'm için kullanışlı olacak.


(devamını birazdan yazacağım)

Friday, January 16, 2009

Arleon


Saat sabah sekiz. Dört saat sonra sınavım var. İyi geçeceğini sanmıyorum, ama yine de sakinim. Tüm akşamım ve gecem sinirli bir şekilde geçti, öfkelenmem için ortada önemli bir somut neden yoktu yine. Ama şu an sakinleştiğimi hissediyorum. Arleon gibi hissediyorum.

İç çatışma geçiriyorum.

Hatırladığım kadarıyla eskiden Arleon ve Kayıp Kişi vardı. Son yarım yıl ise Arleon ve Ahmet var.

Arleon gurur mavisidir, Ahmet ise kıskançlık yeşili. Arleon sevdiklerini mutlu etmek ister, Ahmet sevdiklerinin kendisini mutlu etmesini. Arleon bilge ve kibardır, Ahmet ukala. Arleon Across The Universe'tür, Ahmet'se Helter Skelter. Arleon The Night and the Silent Water, Ahmet'se Advent. Arleon Malibu, Ahmet sek votkadır. Arleon sağlıklıdır, Ahmet hasta bir akla sahiptir, kendi sahip olamadığı mutluluğunuzu kıskanır.


Ahmet olmak istemiyorum.

Thursday, January 15, 2009

Kopuk


Birkaç gündür kendimi kopuk hissediyorum. Dostlarımdan, ailemden, hayattan.

Farklı bir zaman ve mekan düzlemine aitmişim gibi. Tarafımdan izlenilmeyi bekleyen Léon ve Kubrick'in Lolita'sının yeni çekildiği, The Beatles'ın yeni şarkısı A Day In The Life'ın BBC tarafından reddedildiği aynı bir yıla aitmişim gibi. Hayır, bunun sebebi arkadaşlarımın 2000'li yıllara ait şeyler hakkında konuşması değil, şu an sevdiğim şeyler hakkında konuşsalar bile kendimi bir şeylerden kopmuş hissediyorum.

Şu an çalışmam gereken önemli bir finalim ve bitirilmesi gereken bir ödevim var, ama kafamı toparlayamıyorum. Son birkaç haftadır kendimi bulutlarda hissediyorum, sanırım mutluyum, ama son günlerde düşüncelerime o kadar çok dalmaya başladım ki hayallerim ve anılarım dışında her şey bana yabancı gelmeye başladı. İlaçların böyle bir etkisi olabilir mi, iç dünyama öylesine dalmak ki dış dünyanın yabancılaşması? Sarhoşluğa benziyor.

Wednesday, January 14, 2009

Karanlık düşünceler

Finallerim bitiyor. Normal kapasitemin yarısı kadar çalıştığımı, normalde tam puana yakın not alabileceğim bazı sınavlarımdan da bu yüzden ancak ortalamanın biraz üstünde not alacağımı itiraf etmeliyim. 2-3 haftadır kafamın bulutlarda dolaştığını hissediyorum, kendimi düşüncelerim arasında sürüklenirken buluyorum. Ağırlaştırılan ilaçlarım yüzünden belki?

Kendimi uyanık dünyada tutabilmek için içtiğim her bardak kahvenin, beni uyanık tutma pahasına saf kahve siyahlığı bulutları da yanında getirdiğini hissediyorum. Hayır, eskisi gibi etrafı yakıp yıkmak isteyecek şekilde değil belki, ama yine de kendimi "artık bir önemi kalmaması gereken şeyler"e öfkelenirken buluyorum.

Düşnehri'nin, yapımını bırakmak zorunda kaldıktan sonra hissettiğim gibi 'dahice' bir eser olmadığı gerçeğine bugün tekrar başına oturduktan sonra anladım. Aileme korkunç şeylerden uzak duracağımı söylemiştim, ama zaten birkaç gün önce Half-Life 2 için yapılan korku temalı modları merak edip birkaçını indirip oynadım zaten. LitN'ın neden bu kadar başarılı olduğunu anladım, çünkü korkudan anlamayan bir sürü insan korku temalı eser vermeye çalışıyor, sonuç olarak da ortaya zombilerin üzerine patlayıcı variller bırakarak savaştığımız Cthulhu temalı modlar çıkıyor (Modda terk edilmiş bir eve giriyoruz. Evin içerisindeki bir bahçede bir ağaca boynundan asılı ölü bir çocuk var, ama oraya geldiğimiz zaman ne bir cutscene devreye giriyor ne de cesedi inceleyebiliyoruz. O asılı çocuk sadece dekor olsun diye konulmuş. İlk bölümün asıl korku teması, evin karanlık bir katındaki zombi sürüsü. Neyseki evin garajında dizi dizi dizilmiş patlayıcı variller var ki zombileri halt edebiliyoruz. Kollarımızın ve elimizin HEV suit ile kaplı olduğunu söylemiş miydim, yapımcılar bir takım elbise kolu kaplaması yapmaya tenezzül etmemişler. Ve bu Cthulhu temalı (?) mod "Vay canına, çok korkutucu!" gibi yorumlar almış. Belki ilk bölümden sonraki bölümler öyleydi, bilemiyorum, çünkü sonra modu sildim). Düşnehri dahice korkunç değil, ama yine de 'başarılı' gidiyor.

Yaptığımın yanlış olup olmadığını bilebilseydim keşke. Yüzü parçalanmış karakterimi gördükçe üzülmek ile rahatlamanın birleştiği tuhaf bir eksene dokunuyorum.

Friday, January 2, 2009

Real Mario




Swedish Chef Heavy Metal



XD

Thursday, January 1, 2009

Aslancık



Kendimi mutlu hissettiğim dönemlerden birisi. Belki ilaçlarımın dozunun artırılmasına borçluyum bunu, ama bunu "asıl hissetmem gereken şey" olarak görmeyi tercih ediyorum.

Ruh halimi anlatan bir şarkı seçmem gerekirse The Beatles'ın The Fool On The Hill'ini seçerdim. Sözleriyle değil ama müziğiyle (hoş, sözleri de beni anlatıyor olabilir). Bana Aslan Kral filmini ve Simba'yı hatırlatıyor bu şarkı. Kullanılan enstrümanların bunda etkisi büyük.


Bazen Düşnehri'ni, korku oyunu yapmayı özlüyorum. Özellikle son birkaç haftada aklıma öyle güzel fikirler geldi ki, eğer bunları güzel bir şekilde hayata geçirebilseydim kült bir yapıma imza atabilirdim. Ama oyunun hikayesinin temelini yaşadığım sorunlar oluşturuyor, beni üzen şeyleri sürekli kendime hatırlatmış olacaktım bu oyuna devam etseydim. Akıl sağlığım ile başarı arasında bir seçim yapmam gerekti sanırım.





Zaman kayması yaşıyorum. Kendimi 2009'da değil de 1960'larda, 70'lerde filan hissediyorum. Son zamanlarda dinlediğim şarkılar ve oynadığım oyunlar ve biraz da üzerinde uğraştığım şeyler bunun nedeni. Plazma dergisini okuyorum arasıra, 60'ların ve 70'lerin müziklerini dinliyorum, Commodore emülatöründe oyun oynuyorum, ilkel sayılabilecek kadar eski ama zevkli şeyler kodluyorum. Mesela sürekli hareket halinde olan bir sinüs grafiği kodladım, yılan gibi hareket ediyor, ilginç olan şeyse istemeden de olsa bir 3D havası vermiş olmam.

http://beskrajnost.com/gord10/sinuzitallegro.rar

Ve bir de Tombala simülasyonu yaptım. İlk başta basit bir tombala oyunu için kart yaratabilmek için bir C programı yazmıştım, sonra bu yazdığımı koca bir simülasyona çevirmeye karar verdim. Oyuncu sayısını kendimiz belirtiyoruz. "Oyun" diyemem, çünkü neredeyse hiçbir etkileşim yok.

http://beskrajnost.com/gord10/tombala.exe
http://beskrajnost.com/gord10/tombala.cpp


Bunu yazarken eski bir dostumu, Don'u online gördüm ve oyunum, projelerim hakkında filan konuştuk, iyice mutlu oldum : )

Tuesday, December 30, 2008

Everyone's A Rat



GTA'nın sadece ilk oyununu seven (ve onu da çok seven) benim için bile etkileyici bir oyun trailer'ı.