Wednesday, December 13, 2023

Vampirler ve Maskeli Balo

Eğer vampirler gerçek olsaydı ve bu günümüzde ortaya çıksaydı ne olurdu? Bugün yolda gördüğüm bir afiş sonucu aklıma gelen, cevapları da komik bir soru.

World of Darkness isimli oyun dünyası, bizim dünyamızda vampir ve başka doğaüstü varlıkların gerçekten var olması hakkında. Büyük bir vampir topluluğu olan Camarilla, vampirlerin ve diğer doğaüstü yaratıkların varlığının insanlardan gizli tutulması konusuna son derece önem veriyor. Maskeli Balo'yu (Masquerade) ihlâl etmek Camarilla için büyük bir suç.

Bugün bir Ajda Pekkan konseri afişinin önünden geçerken vampirlerin kendilerini gerçekte kendilerini gizlemeye ihtiyaçları olup olmadığını düşündüm (bunu bir nevi en yakın arkadaşınızla yaptığınız geyik muhabbeti gibi düşünebilirsiniz, ama bir iç monolog olarak). Maskeli Balo'yu ihlâl etseler kendileri için kötü olmayacağına kanaat getirdim.

1. Nüfuz sahibi bir vampirin vampir olduğu ortaya çıksa Twitter'da #vampirleraramizda gibi akılda kalıcı bir hashtag açılır, nefret kusulur, arada kara mizah içerikli mimler hazırlanır ama kimse vampiri durdurmak için harekete geçmez. Bir süre sonra bu unutulur, normalleşir. Bir süre sonra vampirle yolda karşılaşanlar beraber fotoğraf falan çekilir (vampirin fotoğrafa çıktığını varsıyorum). Vampirin dövmesini falan yapanlar çıkar. Nihayetinde Maskeli Balo ihlâli vampiri çok daha rahat bir konuma getirir.

2. Doğaüstü olayların kamera kayıtları çıksa Unreal Engine 5'le veya AI'la yapıldığı zannedilir. Bir büyücünün bir kurtadama ateş topu attığı bir telefon videosu yayınlansa "Çok güzel bir UE5 çalışması ama yerdeki yansımadaki bozulma bunun gerçek görüntü olmadığını ele veriyor" falan yazanlar çıkar mesela.

İşte bu yüzden vampirler gerçek hayatta yok. Olsalardı, kendilerini gizlemek için çaba sarfetmeleri gerekmediği için bunu bilirdik.

Thursday, November 30, 2023

Saçma kişisel gelenekler, Merak, Pişman olacağını bile bile yenilenler

Bugün 2023 yılının Kasım ayının son günü ve ben yine dondurma yedim.


Yıllar önce (2008) bu blog sayfasını açarken (önceki blogumu kapatmıştım) aklıma gelen ilk isim buydu. Karamsarlıktan uzak ve orijinal bir isim arıyordum. O dönemde Kasım ayının sonlarında bir kere dondurma yemiştim, "Blogun ismi neden bu olmasın?" dedim ve Kasım'ın sonunda dondurma yemek benim için bir gelenek haline geldi. Bu saçma mı? Evet. Ama toplumdaki bazı süregelmiş, normal karşılanan gelenekler bundan daha da saçma.

Bugün GOP'taki Quick China'ya gidip vanilyalı mochi yedim. Hem o restoranın, hem de mochi'nin benim için güzel bir anısı var. En iyi arkadaşımla geçirdiğim bir günün. Oraya bugün özellikle bu dondurma için gitmiştim, gitmişken öğle yemeğini de yedim (dondurmadan önce tabii).



Merak, Pişman olacağını bile bile yenilenler 

Xo soslu deniz mahsüllü pilav da blogun bu kısmının konusu. Menüde ismini görünce nasıl bir yemek olduğunu çok merak ettim. Acılı olduğu işaretliydi, çok acı yemekleri de sevmiyorum ama yine de merakım üstün geldiği için onu söyledim. "Pişman olacağını bildiği halde bir işi yapmak" durumunu karşılayan bir kelime lâzım, belki Almancada veya Japoncada falan o anlamda kelime vardır.

Yakın bir arkadaşımla Merak'ın 8'inci ölümcül günah sayılması, belki de Oburluk'un yerini alması gerektiğiyle ilgili bir konuşmayı hatırladım. Bu benim bir hikâyeyle/oyunla anlatmayı istediğim konulardan bir tanesi.




Friday, June 9, 2023

Haziran 2023, Hırs

Kendimi genel olarak mutlu ve huzurlu hissettiğim bir dönemdeyim. Üstünde çalıştığım bağımsız oyun projesi beni heyecanlandırıyor. Başarılı olacağını düşünüyorum ama beni asıl mutlu eden kısım başarı beklentisi değil, sevdiğim bir iş üzerinde çalışıyor olmak. "Mutluluğa giden bir patika yoktur. Mutluluk, patikadır." derler.

Bahsettiğim proje biraz daha olgunlaştığı zaman public olarak göstereceğim. Şimdilik bunun Steam hedefli bir korku oyunu olduğunu söyleyebilirim.

Bu aralar işe o kadar odaklıyım ki bazen yemek yemek için ara vermeyi başaramıyorum, günlerin büyük bir kısmı çalışarak geçiyor. İşkolizm. Hırs. Hırslı olmayı seviyorum.

Wednesday, May 31, 2023

Uğur böceği

Biraz önce bilgisayarın başına geçmek üzereyken şans eseri yerde şu arkadaşı fark ettim. Muhtemelen pencerenin açık olduğu bir anda içeri uçmuştu. Hemen fotoğrafını çekmeliydim! Makro mercek kullanmama rağmen çok net bir resmini çekemedim maalesef.

Fotoğraf çekildikten sonra arkadaşı sağsalim şekilde pencerenin dışına çıkardım tabii.

Uğur böceği görmenin bana şans getireceğine inanmıyorum ama onu zamanında görmüş olmam umarım onun için bir şans olmuştur.



Sunday, April 16, 2023

Bu aralar neler yapıyorum? (Nisan 2023)

 

Son birkaç ayım çok üretken geçmedi. "Geliştirici tıkanıklığı" diyebileceğim bir dönemden geçiyorum. Bazen yatağımda, bazen salondaki bir kanepede, bazen de bir parkta müzik eşliğinde düşünce okyanusunun derinliklerine dalmak bu aralar en çok yaptığım iş. Veya müziğin akışına kendimi bırakıp salonda dans etmek.

Arada birkaç pixel art ve küçük oyun da yaptım ama çok kayda değer işler değiller.





Dün nihayet evdeki çalışma ortamımda çift monitöre geçtim. Önceki monitörüm (şimdi kendisini ikincil ekran olarak kullanıyorum) renkleri başka ekranlardan biraz farklı gösterdiği için renge ve parlaklığa dayalı iş yapmak zor oluyordu. Bilgisayarımda güzel gözüken bir oyun sahnesinin başka ekranlarda aşırı karanlık gözükmesi hoş değildi. Yeni monitörümü alırken bu renk konusuna özellikle dikkat ettim (ikinci fotoğrafta o maske fotoğrafı nedense yeni monitörümde sepya tonlu çıkmış ama gerçekte düz siyah-beyaz olarak gözüküyordu).

İkinci monitörün verimimi artıracağını umut ediyorum.

Küçük oyunlar yapmayı azaltacağım, belki tamamen bırakacağım. O oyunları yapmak bana birkaç günlüğüne keyif veriyor ama sonra oyunu sadece birkaç yüz kişi oynayınca kendimi kötü hissediyorum. Ve bir topluluğa/etkinliğe gittiğimde insanların beni küçük oyunların yapımcısı olarak tanıdığını görünce. Hırslı (belki de ayrıca kibirli) bir insanım, evet, ve bu değişmeyecek.

Küçük oyunlardan bahsetmişken, son zamanlarda yaptığım ve bu blog sayfasında bahsetmediğim oyunları anlatayım. Üçü de browser'da çalışan WebGL oyunu, Unity'de yaptım.

A Harvest Story'yi (Bir Hasat Hikayesi) Ludum Dare sırasında yaptım. Bu bir oyundan ziyade etkileşimli tecrübe. Bir sonbahar günü parkta gizemli bir yabancıyla tanışmanızı ve onunla sohbetinizi konu alan, Commodore 64 görselliğinde bir yapım. Neil Gaiman'dan ilham aldığım önemli bir kısım var, spoil etmeyeceğim.

O dönemde güç ve adalet kavramına dair düşündüklerimi kaleme aldım. Türkçe ve Ukraynaca desteği de var.


Rock, Paper, Scissors Royale'i yaşadığım geliştirici tıkanıklığı durumundan bir nebze sıyrılabilmek için yaptım. Bir süre önce taş, kağıt, makas nesnelerin birbiriyle savaştığı bir simülasyon görmüştüm. Nesneler temas ettiğinde üstün gelen nesne, ötekini kendisine çeviriyordu. Güzel bir fikirdi, bunu taklit ettim. Bir de bizim bir tarafı seçip ona ait rastgele bir nesneyi kontrol edebilmemiz gibi bir yenilik ekledim. Eğer isterseniz herhangi bir kontrolünüzün olmadığı simülasyon da açabiliyorsunuz.

İki veya üç arkadaşınızla bir araya geldiğinizde taraf tutup iddiaya girmeniz için ideal bir oyun. Her tarafta nesne eşit sayıda yaratılıyor, başlangıç konumları ve hareketleri tamamen rastgele.

L0VER bir bilimkurgu aşk hikayesi. Sadece metin tabanlı, görselsiz bir etkileşimli hikaye. Winter42 nick'li sevgilinizle olan "uzak mesafe" ilişkisini konu ediyor. Saplantı, özgür irade gibi konulara değindim. 4 farklı sonu var.

Bu hikayeyi mobil cihazda da oynayabilirsiniz, zira klavye veya mouse'a ihtiyaç duymuyor. Şu an sadece İngilizce, ileride belki Türkçeye de çevirebilirim.

Bu hikayeyi yazarken ChatGPT'den biraz yardım aldım. Bonus içerik olarak oyunun senaryo metni ve benim ChatGPT'yle olan konuşmam var. Hepsi ciddi spoiler veriyor, bunları inceleyecekseniz oyunu oynadıktan sonra inceleyiniz.


Geçen gün bir etkinlik kapsamında şu pixel art'ı çizdim. Gerçekte nasıl olduğumdan ziyade, kendimi nasıl hayal ettiğimle ilgili bir öz portre.

 




Dün Wishbone Ash konserindeydim.

Harika bir sahne enerjileri var, özellikle Argus gibi bir albümü 51 yıl önce çıkarmış müzisyenler olarak. Umarım benim de işime karşı duyduğum tutku daimi kalır.

Aslında bir ara geçen aylarda gittiğim başka performanslardan da bahsedeceğim. Siyahlı Kadın'a ve Jekyll & Hyde müzikaline gitmiştim.

Konuşkan bir insan değilim ama kendimi yazarak ifade etmeyi seviyorum. Veya oyun yaparak. Oyunlar da bir ifade aracı olarak kullanılabiliyor. Belki böyle sanatsal-sepetsel oyunlar yapmayı tam olarak bu yüzden bu kadar çok seviyorum?

Wednesday, February 22, 2023

Kuğulu Park, 22.02.2023

 




Nikon D5000 ile çekildiler.


Sunday, January 22, 2023

My Way

Bu yazı bir günlük gönderisi olacak. Kafamda birkaç düşünce var, bunları buraya aktarmak istedim.

Bugün bir pazar günü. Atakule'ye ve Botanik Parkı'na gitmek beni rahatlatan bir etkinlik, bugün de bunu yaptım. Atakule ve Botanik Parkı'nı neden sevdiğimi belki başka bir yazıda anlatırım.

Atakule'nin içinde yürürken kulağıma yaylı enstrümanlarla çalınan, tanıdık bir melodi geldi. Ses kaynağına doğru yürüdükçe iki tane müzisyenin My Way'i çaldığını anladım. Çok güzel çalıyorlardı. Videolarını veya fotoğraflarını çekmedim, keşke yapsaydım. Geçmişte yaptıklarımı ve gelecekte yapacaklarımı sık sık düşündüğüm bir dönemde My Way'e denk gelmiş oldum.

"Regrets, I've had a few
But then again, too few to mention"

Kendi pişmanlıklarım hakkında "bahsetmek için çok az sayıdalar" diyemiyorum. Geçmişte korkakça veya onursuzca veya aptalca şekillerde yaptığım (veya yapmaktan kaçındığım) şeyler sık sık aklıma geliyor. Ama bugün şu an geldiğim noktada onları hatırlamak bana acı vermiyor. Çünkü onları kendi şeklimde yaptım/yapmadım. Ne eksik, ne de fazla. Esas olan, hatalardan ders çıkarabilmek ve olmak istediğim insana yakışan şeyleri yapmaya gayret etmek.



Melek figürü fotoğrafları (Ocak 2023)

 





Monday, January 2, 2023

Özgüven: Gerekli Bir Yetenek

Bu yazımda özgüven ve kendini pazarlama yeteneğinin iş hayatında (ve hayatın geri kalanında) neden önemli olduğundan, kendi hayatımdan örneklerle bahsedeceğim. İşinizde teknik olarak ne kadar iyi olursanız olun, kendinizi değerli hissedemiyor ve işinizi insanlara sunamıyorsanız işinizde hak ettiğiniz noktaya gelmeniz çok zor.

Bugün LinkedIn'de bir yazı okudum. Oyun sektöründe hiç tecrübesi olmayan veya çok az tecrübesi olan insanların bir şekilde platform bulup konuşmalar yaptığından, tavsiye gönderileri yayınladığından, bazen insanları yanlış yönlendirdiğinden şikayet ediyordu. Bu katıldığım bir şikayet. Dünya, özgüvene ve kendini pazarlama yeteneğine sahip insanların görünür olduğu bir gölge oyunu. Bu oyunun (başka bir deyişle, toplumun) parçası olmak için bu yeteneklere sahip olmak gerekiyor.

Özgüveninizin olmaması, kendinize değer vermemeniz sizi utanacağınız durumlara düşürebilir. İçine düştüğünüz utanç verici durum da sizin özgüveninizi daha zedeler. Bu bir girdap; kırılması gereken bir döngü.

Üniversitedeyken ilk stajımı yapacağım zaman büyük bir yere başvurmamıştım. Şimdiki aklım o dönemde olsa TaleWorlds'e veya başka bir büyük oyun firmasına başvururdum. Kendimi Taleworlds için yeterli hissetmiyordum, halbuki o dönemde benim programlamasını yaptığım, bitmiş, bakanlık destekli bir ticari oyun bile vardı (o oyun bazı nedenler yüzünden piyasaya çıkamadı, o ayrı bir konu). Belki mülakatlarını geçemezdim ama en azından bunu denemem gerekiyordu. Onun yerine, okulun bana bulduğu, maaşlı mühendislerin bütün gün futbol maçı izlediği, sorduğum teknik sorulara mantıklı yanıt veremedikleri bir yerde staj yaptım. Bu beni daha da değersiz hissettirdi. (İkinci stajımı ise sonra maaşlı olarak çalışacağım güzel bir yerde yaptım, ona ayrı bir not düşeyim).

Kendimi ve yaptığım ürünü pazarlayamamakla da ilgili yine üniversite yıllarından bir anım var. İlk bitirme projem "3 bilinmeyenli, bulanık sayılı denklemlerin çözümü" gibi bir konuya sahipti. Danışman hocamın matematiksel çözümünü MATLAB'a uyarlama ve görselleştirme projesiydi. Bitirme projesinin gereksinimlerini tamamen kodlayabildiğimi düşünüyorum ama projenin sunumunu çok kötü yapmıştım. Heyecanlanmıştım, zaten ben konuşmakta genel olarak zorluk yaşıyorum. Yaptıklarımdan "yaptım" diye değil, "yapıldı" diye edilgen bir dille bahsetmiştim, akademiye uygun olacağını düşünüp.

Sunumu yaptığım hoca sinirle "Peki sen bu bize anlattığın şey nasıl çalışıyor, hiç mi merak etmedin?" diye sormuştu. Sunumu o kadar kötü yapmıştım ki, sanki benim kodunu yazdığım bir ödev gibi değil, MATLAB'la gelen bir özelliği bitirme projesi gibi sunmuşum gibi gözükmüşüm. Bir ara o sunumda gösterdiklerimi benim yapıp yapmadığım tartışıldı, danışman hocam da bu konuda beni savunmak zorunda kaldı. Sonra galiba B almıştım.

Aşırı mütevazı olmanın başka bir kötü yanı da sürekli splaining'e ("bilgiçlik" diye mi çevirsem?) maruz kalmanız. "Kardeş eğer İngilizcen varsa sana Unreal'ın şu dökümanlarını öneririm" diye, Google'a girildiğinde ilk çıkan, resmi tutorial'ları benimle paylaşan birisini görmüştüm (o gönderide ben insanlardan tutorial talep etmemiştim bu arada). Veya bir oyuna pre-rendered sinematik ekleyince oyunun dosya boyutunun artacağı kadar basit bir detayı bilmediğimi düşündükleri için beni uyaranlar da çıkıyordu. Bu sinir bozucu. Dışarıya karşı özgüveninizi göstermediğiniz zaman basit şeyleri düşünecek zekâsı olmayan veya o işe henüz yeni başlamış birisi gibi gözükebiliyorsunuz.

Peki kendinizi daha özgüvenli hissetmeniz için ne yapabilirsiniz? "Daha özgüvenli olun" gibi boş bir tavsiye vermeyeceğim. Onun yerine, sizi değersiz hissettiren insanlardan uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Arkadaşınız/sevgiliniz size kaba davranıyorsa, saygı göstermiyorsa, küçük görüyorsa zaten ilişkiyi kesmek gerekir. Bir de, konuyla doğrudan alakası yok, ama genellikle boş muhabbetin döndüğü arkadaş gruplarından da çıkmanızı tavsiye ederim. "İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır" sözüne kulak vermek gerek; saygı duyacağınız insanlarla yakınlık kurmanız kendinize olan saygınızı da artıracaktır.

Sözün özü, özgüven sahibi olmak, kendinize verebileceğiniz en iyi hediyelerden birisidir. Özgüven sayesinde hak ettiğiniz yere varabilirsiniz hayatta.

Sunday, January 1, 2023

Yılbaşı Ağacı ve Botanik Parkı Fotoğrafları (2023)

Bu gönderide dün ve bugün çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Dün evde yılbaşı ağacı kurmuştuk, bugün de Ankara'da sevdiğim yerlerden birisi olan Botanik Parkı'na gittim.

Nikon D5000'le çektim. Bu makineyi ~13 yıl önce almıştım, hâlen severek kullanıyorum. Makineyle fotoğraf çekmeyi telefonla resim çekmekten daha çok seviyorum.



 
Bu sonuncu ağaç fotoğrafını da kızılaltı filtreyle çektim. İstediğim büyülü, hayaletsi havayı veremedim ama yine de paylaşmak istedim.