Thursday, October 22, 2009

Kaza

Öncelikle şunu söyleyeyim, sağlık durumum iyi. Ayak bileğimde sıyrık var, o kadar. Bu kaza çok daha kötü bir şekilde de sonuçlanabilirdi.

Bu sabah bana araba çarptı.

Sabah okulun semt servisine ulaşmam için özellikle o saatte arabaların vızır vızır geçtiği bir caddeyi geçmem gerek (aslında daha güvenli ama uzun bir yol var, artık orayı kullanmaya başlasam fena olmayacak gibi). Uykusuzdum, sabah laboratuarına yetişeceğim diye dikkatsiz davranıp yolu hızla geçmeye kalktım. Hızla hareket ederken yolun ortasında dengemi kaybetip devrildim, bu bana çok önemli birkaç saniye kaybettirdi. Kalktığımda bir araba hızla üzerime geliyordu, arabanın yönünü değiştirmeyeceğini varsayarak ileriye, geçmem gereken kaldırımın yönüne doğru bir adım attım. Arabayı süren kişi varsaydığım gibi davranmayıp aracı sağa kırdı (yani tam benim hamle yaptığım yeri engelleyecek şekilde), bunu fark ettiğim an hemen tekrar geriye çekildim ve o araç bana temas etmeden yanımdan hızla geçti. Yapmam gereken şeyin o cadde üzerinde daha fazla vakit kaybetmeden kaldırıma geçmek olduğunu düşündüm ve kaldırıma doğru atıldım. Aklıma Yaya Tehlikede gelmişti.

İkinci bir araba daha üzerime geliyordu. Araba yavaşladığı ve ben hemen ileriye atladığım için ikinci arabayla olan temasım, arabanın dikiz aynasının sağ koluma çarpmasıyla sınırlıydı. Çarpış sert değildi, ama bu beni devirmeye yetti.

Devrildiğim nokta zaten kaldırıma o kadar uzak olmadığı için devrildiğim yerden kaldırıma zıplamak (aslında "zıplamak" yerine daha epik bir kelime kullanabilirim) çok zor olmadı. Kaldırıma düştükten sonra ("kondum" diyemem, nasıl bir zıplayış olduğunu hayal edin) ilk yaptığım şey nefes almak için kaldırımın kenarına oturmak oldu ("kaldırımın kenarı" dediğim tabi ki araba yolu kenarı değil, öbür kenarda oturulacak yer var).

Bütün bu anlattıklarım çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşti.

Oturduğum yerde etrafımda bir kalabalığın oluşması uzun sürmedi. Bana nasıl olduğumu, acı duyup duymadığımı filan sordular işte. Tuhaf olan şey, arabanın bana çarptığı kısım (sağ kolum ve torsomun sağ kısmı) çok az ağrırken sol ayak bileğimin sağ tarafının yaralanmış olmasıydı. Sadece orası acıyordu, ama beni yürümekten veya ayağımı hissetmekten alıkoyacak bir yara değildi. Ne olur ne olmaz diye ambulans çağırdılar, bense buna gerek olmadığını, okulda lab'a girip ödevimi teslim ettikten sonra hastaneye kendim kontrole gideceğimi söylesem de kamuoyu böyle düşünmüyordu (heh).

Komik/trajikomik olan şey, oradaki insanlar benim o kazanın heyecanı içinde şok veya epilepsi nöbeti filan geçirdiğimi sandılar, çünkü ben normalde yabancı insanlarla (hatta bazen arkadaşlarımla) konuşurken o kadar heyecanlanıyorum, cümle kurmakta zorlanıyorum ki... Normal konuşmamın zaten o şekilde olduğuna, nöbet filan geçirmediğime onları ikna etmede zorlandım.

Ambulans uzun süre gelmeyince sonra bana çarpan arabanın sürücüsü ve servis yerinde bekleyen öğrencilerden birisi olan komşumun çocuğuyla beraber Başkent Hastanesi'ne gittik (itiraf etmeliyim, aynı okula gittiğimiz komşumu bugüne kadar pek sevmezdim, onunla hiç muhabbetimiz yoktu, ama benim için kendi dersinden oldu ve hastanede benimle o kadar ilgilendi ki ona epey borçlu kaldım).

Acilde ayak bileğimi incelediler, bileğin filmini ve benim EKG'mi çektiler, alkollü olup olmadığımı ölçtüler (%0.0 promilli çıktım, uzun bir süredir içmemiştim). Kırık, ezilme benzeri ciddi bir yaramın olmadığını gördükten sonra rapor alıp okula gittik (sürücü, benimle komşumu okula bıraktı). Doğrusunu söylemek gerekirse "Hii, yaralandım, hastayım, bu yüzden derslerden uzak kalmalıyım" düşüncesini rahatsız edici buluyorum, eskiden zaten yeteri kadar çalışmalarımdan geri bıraktı beni bu.

Ayak bileğimdeki yaranın nasıl gerçekleştiğini tam olarak anlayabilmiş değilim hâlen. O birkaç saniyelik aksiyonda adrenalim o kadar yükselmiş ki o yaranın ne zaman gerçekleştiğini fark ettirebilecek herhangi bir acı hissetmedim. Etrafımda toplanan insanların ve sınıf arkadaşlarımın teorisi bileğimin araba tarafından ezilmesi, ama çantamın içindeki güneş gözlüğümün sert metal kabının yamulduğunu, bildiğiniz şaftının kaydığını görünce (ufak bir alan üzerindeki tekerlek izi de ne olduğunu açıklıyor) tekerleğin bileğime sadece çarpığını/sıyırdığını düşünmeye başladım; o gözlük kabını o hale getiren ezilme bileğimi bu kadar sağlam bırakmazdı. O kaldırıma atladıktan sonra kaldırıma düşerek konmanın (sert bir düşüştü, ama caddenin o konumunda devrildikten sonra oraya o şekilde o kadar hızlı nasıl atlamayı başardığıma hayret ettim) sonucu olarak o yara oluşmuş olamaz çünkü hem o yaralı kısmın yere değmediğine, hem de o kadar geniş bir yaranın düşüş sonucu oluşamayacağına eminim.

Cesaretin getirdiği aptallık beni öldürüyordu.

"Geçmiş olsun" yorumlarınız için şimdiden herkese teşekkürler.

10 comments:

Sir Aenas said...

Oha. Dostum iyi olmana sevindim. Çok geçmiş olsun şimdiden

CamaeL said...

lütfen dikkatli ol bundan sonra =)
çok çok geçmiş olsun bir de.
O panik anları "Act or React" dir ki fecidir.
Araba içinde kapı ile koltuğun kenarına sıkışmaktan kendimi son anda kurtarmam gibi.
Neyseki iyiymişsin, sevindim ^^
:hug:

nora said...

Offf çok geçmiş olsun :(

Lütfen uzun ama güvenli olan yolu tercih et, biraz zaman kaybedersin ama olsun.

Hani "verilmiş sadakası varmış" denir ya. Aynen öyle olmuş.

Tekrar çok geçmiş olsun.

Asli "Çağlayan" Bingöl said...

Dikkat et kendine, geçmiş olsun. ._.

Fool said...

Çok büyük geçmiş olsun, evimizden çıkmasak bile her gün %30 ölüm riski ile yaşıyoruz, ben her gün kapıdan çıkarken dönüşüm olmayabilir diye düşünüyorum.

Tekrar geçmiş olsun.

çikolatalıkedi said...

Daha kötüsü olabilirdi, iyi olmana sevindim, dikkat et kendine.
Geçmiş olsun.

THλLES said...

Geçmiş olsun Ahmet, önemli bir şeyinin olmamasına sevindim :)

Berrin'deniz' said...

gecmiş olsun. tesekkurumu peşinen aldım gıttım :)

Scissorhands said...

shinpo tekniklerin üstünde çalış yaşama bidaha böyle şeyler. bence geçmişler olsun

Anonymous said...

Geçmiş olsun acil şifalar dilerim :(