Nikon D5000 ile çekildiler.
Bu yazı bir günlük gönderisi olacak. Kafamda birkaç düşünce var, bunları buraya aktarmak istedim.
Bugün bir pazar günü. Atakule'ye ve Botanik Parkı'na gitmek beni rahatlatan bir etkinlik, bugün de bunu yaptım. Atakule ve Botanik Parkı'nı neden sevdiğimi belki başka bir yazıda anlatırım.
Atakule'nin içinde yürürken kulağıma yaylı enstrümanlarla çalınan, tanıdık bir melodi geldi. Ses kaynağına doğru yürüdükçe iki tane müzisyenin My Way'i çaldığını anladım. Çok güzel çalıyorlardı. Videolarını veya fotoğraflarını çekmedim, keşke yapsaydım. Geçmişte yaptıklarımı ve gelecekte yapacaklarımı sık sık düşündüğüm bir dönemde My Way'e denk gelmiş oldum.
"Regrets, I've had a few
But then again, too few to mention"
Kendi pişmanlıklarım hakkında "bahsetmek için çok az sayıdalar" diyemiyorum. Geçmişte korkakça veya onursuzca veya aptalca şekillerde yaptığım (veya yapmaktan kaçındığım) şeyler sık sık aklıma geliyor. Ama bugün şu an geldiğim noktada onları hatırlamak bana acı vermiyor. Çünkü onları kendi şeklimde yaptım/yapmadım. Ne eksik, ne de fazla. Esas olan, hatalardan ders çıkarabilmek ve olmak istediğim insana yakışan şeyleri yapmaya gayret etmek.
Bu yazımda özgüven ve kendini pazarlama yeteneğinin iş hayatında (ve hayatın geri kalanında) neden önemli olduğundan, kendi hayatımdan örneklerle bahsedeceğim. İşinizde teknik olarak ne kadar iyi olursanız olun, kendinizi değerli hissedemiyor ve işinizi insanlara sunamıyorsanız işinizde hak ettiğiniz noktaya gelmeniz çok zor.
Bugün LinkedIn'de bir yazı okudum. Oyun sektöründe hiç tecrübesi olmayan veya çok az tecrübesi olan insanların bir şekilde platform bulup konuşmalar yaptığından, tavsiye gönderileri yayınladığından, bazen insanları yanlış yönlendirdiğinden şikayet ediyordu. Bu katıldığım bir şikayet. Dünya, özgüvene ve kendini pazarlama yeteneğine sahip insanların görünür olduğu bir gölge oyunu. Bu oyunun (başka bir deyişle, toplumun) parçası olmak için bu yeteneklere sahip olmak gerekiyor.
Özgüveninizin olmaması, kendinize değer vermemeniz sizi utanacağınız durumlara düşürebilir. İçine düştüğünüz utanç verici durum da sizin özgüveninizi daha zedeler. Bu bir girdap; kırılması gereken bir döngü.
Üniversitedeyken ilk stajımı yapacağım zaman büyük bir yere başvurmamıştım. Şimdiki aklım o dönemde olsa TaleWorlds'e veya başka bir büyük oyun firmasına başvururdum. Kendimi Taleworlds için yeterli hissetmiyordum, halbuki o dönemde benim programlamasını yaptığım, bitmiş, bakanlık destekli bir ticari oyun bile vardı (o oyun bazı nedenler yüzünden piyasaya çıkamadı, o ayrı bir konu). Belki mülakatlarını geçemezdim ama en azından bunu denemem gerekiyordu. Onun yerine, okulun bana bulduğu, maaşlı mühendislerin bütün gün futbol maçı izlediği, sorduğum teknik sorulara mantıklı yanıt veremedikleri bir yerde staj yaptım. Bu beni daha da değersiz hissettirdi. (İkinci stajımı ise sonra maaşlı olarak çalışacağım güzel bir yerde yaptım, ona ayrı bir not düşeyim).
Kendimi ve yaptığım ürünü pazarlayamamakla da ilgili yine üniversite yıllarından bir anım var. İlk bitirme projem "3 bilinmeyenli, bulanık sayılı denklemlerin çözümü" gibi bir konuya sahipti. Danışman hocamın matematiksel çözümünü MATLAB'a uyarlama ve görselleştirme projesiydi. Bitirme projesinin gereksinimlerini tamamen kodlayabildiğimi düşünüyorum ama projenin sunumunu çok kötü yapmıştım. Heyecanlanmıştım, zaten ben konuşmakta genel olarak zorluk yaşıyorum. Yaptıklarımdan "yaptım" diye değil, "yapıldı" diye edilgen bir dille bahsetmiştim, akademiye uygun olacağını düşünüp.
Sunumu yaptığım hoca sinirle "Peki sen bu bize anlattığın şey nasıl çalışıyor, hiç mi merak etmedin?" diye sormuştu. Sunumu o kadar kötü yapmıştım ki, sanki benim kodunu yazdığım bir ödev gibi değil, MATLAB'la gelen bir özelliği bitirme projesi gibi sunmuşum gibi gözükmüşüm. Bir ara o sunumda gösterdiklerimi benim yapıp yapmadığım tartışıldı, danışman hocam da bu konuda beni savunmak zorunda kaldı. Sonra galiba B almıştım.
Aşırı mütevazı olmanın başka bir kötü yanı da sürekli splaining'e ("bilgiçlik" diye mi çevirsem?) maruz kalmanız. "Kardeş eğer İngilizcen varsa sana Unreal'ın şu dökümanlarını öneririm" diye, Google'a girildiğinde ilk çıkan, resmi tutorial'ları benimle paylaşan birisini görmüştüm (o gönderide ben insanlardan tutorial talep etmemiştim bu arada). Veya bir oyuna pre-rendered sinematik ekleyince oyunun dosya boyutunun artacağı kadar basit bir detayı bilmediğimi düşündükleri için beni uyaranlar da çıkıyordu. Bu sinir bozucu. Dışarıya karşı özgüveninizi göstermediğiniz zaman basit şeyleri düşünecek zekâsı olmayan veya o işe henüz yeni başlamış birisi gibi gözükebiliyorsunuz.
Peki kendinizi daha özgüvenli hissetmeniz için ne yapabilirsiniz? "Daha özgüvenli olun" gibi boş bir tavsiye vermeyeceğim. Onun yerine, sizi değersiz hissettiren insanlardan uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Arkadaşınız/sevgiliniz size kaba davranıyorsa, saygı göstermiyorsa, küçük görüyorsa zaten ilişkiyi kesmek gerekir. Bir de, konuyla doğrudan alakası yok, ama genellikle boş muhabbetin döndüğü arkadaş gruplarından da çıkmanızı tavsiye ederim. "İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır" sözüne kulak vermek gerek; saygı duyacağınız insanlarla yakınlık kurmanız kendinize olan saygınızı da artıracaktır.
Sözün özü, özgüven sahibi olmak, kendinize verebileceğiniz en iyi hediyelerden birisidir. Özgüven sayesinde hak ettiğiniz yere varabilirsiniz hayatta.
Bu gönderide dün ve bugün çektiğim fotoğrafları paylaşacağım. Dün evde yılbaşı ağacı kurmuştuk, bugün de Ankara'da sevdiğim yerlerden birisi olan Botanik Parkı'na gittim.
Nikon D5000'le çektim. Bu makineyi ~13 yıl önce almıştım, hâlen severek kullanıyorum. Makineyle fotoğraf çekmeyi telefonla resim çekmekten daha çok seviyorum.
Bu yazıda özellikle iş
başvurusunda bulunan Unity'cilere açık kaynak kodlu portfolyo veya test
case hazırlamakla ilgili tavsiyelerimi vereceğim.
* GitHub'dan
indirilen bir projenin syntax hatası falan olmadan derlenebilmesi gerek.
Size çok bariz bir tavsiye gibi gözükebilir ama projenin çalışabilmesi
için benim syntax hatalarını kendim düzeltmem gerektiği başvurular
olmuştu. Projenizin derlenemeyen bir halini halka açık bir yere
commit'li bırakmamanızı öneririm, zira bu kötü bir izlenim bırakıyor
bence.
* .max, .blend gibi, Unity projenizde çalışabilmesi için
özel programlar gerektiren dosya formatlarını kullanmaktan kaçının. .fbx
iyidir.
* Library gibi klasörlerin ne GitHub'da, ne de sizin
test case olarak yolladığınız .zip'in içinde olması gerek. Library çok
fazla yer kaplıyor, bu klasörün içeriğinin kodu okuyan kişinin
bilgisayarında yaratılması lazım. Eğer projeniz Library klasörüne
ihtiyaç duyuyorsa bir şeyi yanlış yapmışsınız demektir. Git için
araştırmanız gereken kelime "gitignore".
* Eğer projeyi mail'le
yollayacaksanız .rar veya .7z gibi standard dışı formatlardan
kaçınmanızı tavsiye ederim. Zira kodu inceleyecek kişinin bilgisayarında
o dosyayı açacak program bulunmayabilir. .zip iyidir.
*
Değişken, fonksiyon vesaire isimlerinin sadece İngilizce olmasını
öneririm. Belki yorumların da İngilizce olması gerekebilir ama bu konuda
net bir fikrim yok.
* Portfolyo kavramıyla ilgili genel fikrim
az sayıda kaliteli projenin, çok sayıda eksik/hatalı projeden çok daha
iyi gözüktüğü. Bazen Az > Çok.
* Halka açık veya bir firmaya gönderdiğiniz projede Asset Store'da parayla satılan bir asset'in olması bence kötü gözüküyor. (Bu yasal değil zaten)
Wednesday Addams benim kendime yakın gördüğüm ve sevdiğim bir karakter. 23 Kasım'da Netflix'te gösterime girmiş olan bu diziyi kesinlikle izlemem gerekiyordu, bugün bitirdim ve düşüncelerimi yazacağım (dizi eleştirmeni falan değilim elbette, kişisel görüşlerim olacak).
Başta başroldeki Jenna Ortega'nınki olmak üzere dizinin oyunculuğu mükemmel olmuş. Özellikle Goo Goo Muck eşliğindeki dans çok iyi bir performans, internet dünyası da benim gibi düşünüyor olmalı ki bu aralar Facebook'ta dolaşırken gördüğüm her 7 gönderiden birisi falan bu dans sahnesi. Wednesday'in oda arkadaşı Enid'i canlandıran Emma Myers'ı ileride The Sandman'de Delirium'u canlandırırken görmeyi çok isterim. 1991 ve 1993 yıllarındaki filmlerde Wednesday'i canlandıran Christina Ricci'yi bu dizide görmek de sevindiriciydi.
Dizinin senaryosunu sürükleyici ve eğlenceli buldum. Her bölüm bittiğinde kendimi bir sonraki bölümde neler olacağını merak ederken buldum. Wednesday gibi bir karakterin diyaloglarını hakkını vererek yazmak zor bir iş, bunu başarmışlar.
Diziyi izlemeden önceki beklentim dizinin filmlerdeki gibi çoğunlukla komedi odaklı olmasıydı. Dizide gerilim/korku öğeleri de barınıyor, her ne kadar beni rahatsız etmemiş (hatta hoşuma gitmiş) olsa da bu açıdan diziyi filmleri sevmiş herkese tavsiye edemem.
Antagonist yaratığın CGI'ını sevemedim. Tim Burton o karakterin özellikle mi o şekilde olmasını istemiş, anlayamadım, ama o yaratık ikna edici gözükmüyordu, CGI'lı başka karakterlerin aksine.
Wednesday'in bilinen karakterinin dışına çıkması eleştirilmiş, mesela Enid'le arkadaş haline gelmesi ve bir karakterle aralarında romantizmin başlaması. Bunları ben karakter gelişimi olarak görüyorum, bir de bu şeyler zaten Addams Family Values'ta da yok muydu?
Sonuç olarak, Wednesday dizisini çok beğendim ve ikinci sezoununu merakla bekliyorum.