Saturday, January 23, 2010

Anadolu Gösteri Merkezi'nin gerizekâlılığı

Bu yazının alternatif başlığı Helter Skelter'dır, çünkü biraz önce yaşadığım (daha doğrusu, 22 Ocak 2010 Şebnem Ferah Ankara konserine çantayla gelip de çıkışta çantasını almaya çalışan binlerce insan olarak yaşadığımız) olaylar sırasında kafamın içinde çalan şarkı buydu, Across the Universe'teki ilgili sahnenin etkisiyle.

(Bir de "gerizekâlı" kelimesi aslında "geri zekâlı" diye yazılıyormuş TDK'ya göre, ama neyse)

Giriş paragrafından anlayacağınız gibi, bugün (teknik olarak dün, şimdi saat 00:52) Şebnem Ferah'ın Ankara konseri vardı, Anadolu Gösteri Merkezi adlı bir daha asla uğramayacağıma yemin ettiğim yerde. Ablamla beraber gittik, eğer konserin kendisini saymazsak tam anlamıyla berbat bir gün geçirdik (yaklaşık 3 saat süren konser müthişti, birileri bu konuda işini gerçekten çok iyi yaptı kesinlikle).

Giriş

Saat 18:00'de açılacak kapıların önündeki mahşerî kuyruğa vardığımızda saat 17:45 filandı (keşke o kuyruğun uzunluğunu yazıyla anlatmam mümkün olsaydı). Tamam, bu kadar kalabalık bir konser için iki saat boyunca kuyrukta beklemek zorunda kalmak anlaşılmayacak bir şey değil, hava ne kadar soğuk olursa olsun (hem en azından hava yağışlı değildi). Sıkı güvenlik önlemleri alındığı, metal dedektörü de bozuk olduğu için kuyruk yavaş ilerliyordu, sevdiğimiz bir sanatçıyı izleyebilmek için dayanamayacağımız bir şey değildi bu da. Bilet fiyatlarının ucuz olması birlikte konser izlemekten memnun olmayacağınız insanlarla aynı kuyrukta beklemeniz anlamına geliyordu (bu cümlem eleştirilebilir, ama gerçek şu ki eğer bir tercih şansım olsaydı o sanatçıyı görebilmek için gerçekten de yüksek bir ücret ödeyebilecek daha az sayıdaki insanla çok daha güzel bir konser deneyimi yaşayacağıma emin olurdum).

Anadolu Gösteri Merkezi'ne çanta alınmadığını biliyordum, kafama sıçayım ki bunu ablama söylemeyi unuttum. Görevlilere çantamızı teslim etmeden önce ne olur ne olmaz diye ablamın kimliklerini, kredi kartlarını ve nakitleri yanımıza aldık. Ablamın çantasına numara yapıştırıp bize numara kağıdını verdiler (bizlere verilen numaralar müsvedde kağıtların üzerine elle yazılmıştı, taklit edilmesi pek zor değildi). Fakat konser alanına alınmayacak olan şeylere bir yenisi eklenmişti: Bozuk paralar. Bir sepetin içine cebimizdeki bozuk paraların tamamını bırakmadan içeri girmemiz mümkün değildi. Tahmin edeceğiniz gibi sepete kimin ne kadar para bıraktığının hesabı filan yapılmadığı için bilete verilen para fazlalaşıyordu, başka bir deyişle. "Tamam, nasıl olsa bozuk paraların toplam değeri o kadar fazla değil, onları o teslim ettiğimiz çantaya koydurmaya çalışıp vakit kaybetmeyelim". Kendi kendime "Keşke tedavülden kalkan paraları da koysaydım" esprisini yaptım, zira o paralar benim ayrı bir cebimde, içeriye girerken onları çıkarmayı unuttum ve güvenlikçiler de fark etmediler.

Sonra içerideki büfeden kendimize kahve aldık, çünkü dışarıda donmuştuk. Para üstü olarak bize bozuk para verdiler. Allah'tan "Üzgünüz, içeriye bozuk para alınmayacağı için paranın tamamını harcamak zorundasınız, yoksa para üstü bizde kalacak" esprisini yapmadılar, ama bu olaydaki gerizekâlılığı fark etmemek mümkün değil.

Çıkış

Girişte yaşadığımız tüm zorluklara rağmen oldukça başarılı bir konser performansı izledik, mutlu bir şekilde ablamın çantasını almaya gittik. Fark etmiştik ki, ablamın otobüs bileti ve çalıştığı üniversitenin kimliği ablamın çantasında kalmıştı, ama neyse, nasıl olsa çantayı alacaktık.

Çanta gişesinin önünde yine mahşerî bir kalabalık vardı. Giriş kuyruğu kadar kalabalık değildi kesinlikle, ama yine de insanların balık gibi istifleneceği kadar kalabalıktık ve alan dardı. "Neyse, en azından şimdi çantaları hızlı bir şekilde teslim ederler de burada fazla beklemeyiz" dedik. Ama görünen oydu ki, ancak birkaç dakikada bir bir çanta teslim ediliyordu, beklediğimiz yarım saat boyunca kalabalık gözle görülemez bir miktarda azalmıştı sadece. Sesler yükselmeye, kalabalıktan birkaç kişi görevlilere bağırmaya başladı. Çantaların dizilimini gözlerimle görmediğim için bu konuda size kesin bir şey söyleyemeyeceğim, ama şu anlaşılıyordu ki çantaları teslim alan görevliler çantaları rastgele şekilde dizmişlerdi. Numaraya sahip olan nesnelerin rastgele bir şekilde dizilmesinin sonra aranacak bir nesnenin bulunma zamanını korkunç bir şekilde arttıracağını bilmek için bilgisayar mühendisliği okumaya gerek yok!

Sonra ortalık o kadar çok kızıştı ki sinirli müşteriler görevlileri aşıp çantalarını kendileri almaya başladı, ortama kaosun hüküm sürmesi uzun sürmedi. "Acaba çantayı bıraksak mı" diye düşünmüştük, kimi insanların yaptığı buydu, ama ablamın çantasında kalanlar ve çantanın kendisi orada kalmak için çaba harcamamızı gerektiriyordu (işte bu yüzden "kafama sıçayım", çanta gerçekten pahalıydı). Tam bir curcunaydı, arkadan ittirildiğimiz ve öndeki insanlar da çantalara yöneldiği için kalabalık hızlı bir şekilde akıyordu, ablamla birbirimizi kaybettik. Birkaç kere yüksek yerlere tırmanıp ablamı aradım, bağırdım, ama ne ablama sesimi duyurabiliyordum o bağırtılı çağırtılı yerde, ne de onu görebiliyordum.

Bir şekilde ablama ulaştım, görevliler çantaların bir kısmını koruyabilmeyi ve numaralara göre dağıtmayı başarmıştı ve neyseki o çantaların arasında ablamınki de vardı. Şanslıydık, çünkü bazı insanlar çantalarını bulamamıştı. Ve bazı insanlar da çantalarını bulmuştu, içleri boşaltılmış bir şekilde! Polisler ve ağlayan insanlar vardı etrafta.

Bakalım AGM bu kafayla daha kaç yıl varlığını sürdürebilecek? Korkarım, daha uzun bir süre.

3 comments:

ilker said...

kesinlikle tam bir rezalet, tam bir fiyaskoydu..

hangi mantıkla hanımlarn çantası toplanırki? bilette yazan fotograf makinesi kamera getirmeyin ibaresiydi sadece.. ne hikmetse içerde fotoğraf makinesi olmayan nerdeyse bir kendimizi gördüm diyebilirim. güvenlik görevlileri gerçekten işlerini iyi yapmışlar!!

çanta toplarken izandut gibi bekleyen güvenlik gorevlileri çanta dağıtılırken mal gibi ortada durdular. 2000 tane çantayı 2 kişi dağıtmaya kalkarsa böyle izdiham olur tabiki. üstelik birde 14-15 yaşlarında bir genç kızı da tartakladılar annesinin yanında.

tam bir terbiyesizlik örneği, adamlar hem suçlu hem güçlü.

çikolatalıkedi said...

Yazık ya, işte organizasyon yetersizliği.Sinir edici :S

CamaeL said...

:\ rezillik, geçmiş olsun.
şanslıymışsınız :\