Saturday, July 17, 2010

Fotoğraflar yine

Bugünlerde Asporia'ya hakim olan ölümcül günah Sloth, başka bir adıyla Mıymıylık. Günün büyük bir kısmında kendimi bitkin hissediyor, kendimi kulağımda müzikle rahatça bir yere uzanmış, hayallere dalmış bir şekilde buluyorum. Yapmam gereken şeyleri yapabilmek için kendimi zorlamam gerekiyor.

Çok mutluyum, ama keşke daha çalışkan ve verimli olabilseydim...

Son bir-iki günde yaptığım ilginçliklere değinirsem...

Elimdeki dandik, çok eski bir webcam'i infrared kameraya çevirmeye çalıştım. Bunun için kamerayı söküp merceğin önündeki (bütün normal kameralarda bulunan) kızılaltı filtresini çıkarmanız ve önüne film negatifi gibi, insan gözünün algılayacağı frekanstaki ışığı engelleyip gerisini geçiren bir filtre koymanız gerek. Malesef bu işlemi yaptıktan sonra webcam'i bilgisayarlara tekrar tanıtamadım, ama en azından elime çok güzel parlayan bir kızılaltı filtresi geçti.




Bu alttakiler de dün Altınpark'ta çektiğim fotoğraflar. HDR denemelerimin büyük bir kısmı tam apaçi HDR'ı oldu, buraya koyduklarım biraz güzel olanları (aslında 'düzenlenmiş HDR' bazıları için en uygun tanım olacak).



Bu en alttaki HDR değil, çok aceleyle çektiğim bir resim. Arkamdan atlı kovalamıyordu belki, ama resmi çekmeden önce atların bana doğru geldiğini sanmıştım.

Tuesday, July 6, 2010

Kör Saatçi



Richard Dawkins'in aynı ismi taşıyan 1986 basım tarihli kitabını henüz okuma fırsatım olmasa da, Dawkins'in 2009 yılında basılan Yeryüzündeki En Büyük Gösteri'sinde ilginç bulduğum çok sayıdaki noktadan birisine burada değinmeden edemeyeceğim.





Dawkins'in yaklaşık 25 yıl önce geliştirmiş olduğu bilgisayar simülasyonunun ismi Kör Saatçi (The Blind Watchmaker'a buradaki applet'tan ulaşabilirsiniz). Elimizde yaklaşık bir düzine (internetteki applet'ta 15 tane) gene sahip, minicik (bir piksel büyüklüğünde) bir canlı var. Bu genlerden her biri sayısal olarak canlının belirli bir yapısal özelliğini taşıyor. Bu canlı eşeysiz olarak üremekte, yani çocuklarının her biri onunla 'neredeyse' aynı genotipe sahip.

Simülasyonun her bir adımında elimizdeki canlının kendisini ve belirli bir sayıdaki (applet'ta 11 tane) çocuğunu görüyoruz, bu çocuklardan her biri o canlının tek bir geninin mutasyona uğramış hali. Genlerdeki bilgilerin sayısal olarak saklandığını söylemiştim; mutasyon, ilgili sayının 1 artışı ya da azalışı şeklinde ifade ediliyor. Her bir mutant arasındaki fark, canlıyı tamamen farklı bir türe dönüştürecek kadar ciddi bir boyutta olmasa da size "Hmm, acaba bunu şöyle bir yaratığa dönüştürebilir miyim? Bir bunu deneyeyim" dedirtecek kadar göz önünde. Bu mutantlardan birisini seçtiğiniz zaman gelecek neslin (yani oyun adımının) atası o mutant oluyor. Canlının incelenebilir bir büyüklüğe erişmesi için her bir 11 çocuktan en büyük olanı seçmeniz gerek, örneğin.

Bu sağdakiler benim elde ettiğim biyoformlardan en çok beğendiklerim.

Simülasyonu ilginç kılan şey bu ortaya çıkan şekillerin özellikle bir durum makinası mantığıyla hazırlanmış olması değil de (ki zaten böyle bir simülasyonu hazırlamak anlamsız olmakla kalmayıp ayrıca imkansız derecede zor olurdu, astronomik bir kombinasyon söz konusu) sayısal değerlere sahip bir genetik tarifi yorumlayacak bir algoritmaya sahip olması. Mutasyonların genler üzerinde değil de bu şekilleri oluşturan hatlar üzerinde gerçekleşmesinin (yani her seferinde bir çizginin rastgele yer değiştirip diğerlerinin aynı kalması) ortaya nasıl soyut (daha doğrusu, gerçekten uzak) şeyler çıkarabileceğinden de bahsediliyor kitapta.



Blind Watchmaker Applet'a buradan erişebilirsiniz

Monday, July 5, 2010

"X seni özleyecek!"

Kabusta Kaybolmak'ın "Ruhlarımızı Kurtar" versiyonu kaynak kodlarını yedeklediğim CD'yi buldum! Uzun süredir ilk kez geçmişte yaptığım bir şey için kendimi takdir ettim; bu da iki yıl önce, önceden yaptığım her şeyi ortadan kaldırmak gibi gerizekalıca bir harekette bulunmadan önce zihnimin uzaktaki bir köşesine sinmiş olan mantığımın KK: RK'ı yedekleyip hatırlamayacağım bir yere koyması oldu.

Bu yaz çıkacak bir 2010 versiyonu ile oyuna Linux ve tam Türkçe karakter desteği eklemekle kalmayıp müziklerini de telif sorunu yaşamayacağım parçalarla değiştirme imkanım olacak. Her ne kadar şu ana kadar oyunun özellikle dergilerde filan yayınlanmasında sorun çıkmamış olsa da IndieDB gibi sitelere oyunumun kaydını yaptırmada ve ileride Reverie River'ı duyuracağım zaman referans olarak KK'ı vermekte tereddüt edecektim.

Epey uğraşmam gerekecek ama olsun.




Bu sağdaki de geçenlerde Photoshop'ta kendi fotoğrafımı referans alıp sıkıntıdan çizdiğim, benle pek alakası kalmayan bir resimimsi. Ağzı istediğim gibi olmadığı için tamamen sildim.




Bu da başarısız bir HDR denemesi. Başarısız olmasının nedeni hem bu görünen resmin gözümle gördüğüm konu kadar güzel olmaması (HDR'ı kullanmamın amaçlarından biri buydu), hem de resmi bu hale getirebilmek için bile epey fotomanipülasyon uygulamam gerekmiş olması.


Gerçek fotoğraflardan iki tanesi de bu yukarıdakiler. Pff, keşke iyi bir kameram olsaydı.

---

Geçen haftalarda bir kitapevinde bu beyaz aslan figürünü gördüm. Tam fotoğraf çekmelikti. Emektar mavi kupamla beraber güzel görünüyor.




----

Geçen gün, uzun bir süredir donuk olan Facebook hesabıma girdim (belki Sir Aenas geçen haftasonu çektiği fotoğrafları Facebook'a koymuştur diye), sonra hesabımı yeniden dondurdum. "Hesabınızı dondurmak istediğinize emin misiniz?" ekranına yeni bir şey eklemişler (ya da ben fark etmemişim), birlikte fotoğraf çektirdiğiniz rastgele birkaç arkadaşınız ve o fotoğrafınız "X seni özleyecek" diye çıkıyor. Sadece eklememiş olmamak için eklediğim, gıcık olduğum, beni pek özlemeyecek bir sürü insan, nefret ettiğim lise fotoğraflarım filan karşıma çıktı.


Bir de solda gördüğünüz fotoğraf çıkınca gülmekten yarıldım (hemen not düşeyim: bahsi geçen Onur ve fotoğraftaki Aslı benim gıcık olduğum birileri değil kesinlikle. O fotoğrafta ben yokum, ama duvardaki "Ahmet" yazısına kendimi etiketlemiştim, bu etiketin daha komik bir espriyi doğuracağını tahmin edemeyerek).


 Sonra hesabımı yeniden kullanmaya karar verdim (hesabım yalama oldu ama neyse). Kendimi insanlardan neden bu kadar çok soyutladığımı sorgulamaya başladım.

Friday, July 2, 2010

Arcana XIII, AV Security Suite

Çok uzun blog girdileri içerisinde bir sürü farklı konuya değinmek fikrinden bir nebze uzaklaşmak istiyorum. Bu yazının tek bir konuya odaklandığını söyleyemem gerçi, sadece teknik geyikleri diğer geyiklerden biraz ayırmış olacağım. Şimdiki geyikler teknik olanları.

---

Bu son bir-iki haftam evdeki tadilatla ve bozulan bilgisayarımla geçti. Sıkıntılı bir dönemdi, eski pek çok şey yıkılıp yerlerine daha güzelleri yapıldı, bu dramatik değişiklikler için yıkım şarttı.


Bilgisayarımı bozan şey AV Security Suite adlı dolandırıcı programdı (tabi ki bu program, benim kullandığım bir şey değildi, bir virüs gibi kendisini kuran bir program. Aşağıda bu program hakkında bilgi vereceğim). O salak programı bilgisayarımdan kaldırmak için boot ayarlarını düzenlerken harddiskime format atılmasını gerektirecek ciddi bir hata yaptım. Reverie River oyunlarını ve başka önemli dosyalarımı en son uzun bir süre önce yedeklediğimi (ve Half-Life 2 motoruyla çıkarılacak renderlar için epey emek vererek hazırladığım skinleri hiç yedeklemediğimi) o verileri kaybettikten sonra görmek acı vericiydi.

Telafi edilemeyecek kadar ciddi kayıplar değil belki, ama o zaman içerisinde yaptığım şeylerden gerçekten memnuniyet duyuyordum. Aktörlerimden birisi ölmüş oldu, Self'in protagonistinin skinini yeniden hazırlasam da 8-9 saat harcayarak yaptığım eskisi kadar güzel olmadı, yakın plan çekimlerinden kaçınmam gerekecek.
 
Annemin, babamın ve ablamın bir doğumgününde (kimin doğumgünü olduğunu hatırlamıyorum) evde çektiğim çok güzel bir video da vardı, eğer ablamın bilgisayarına onu kopyalamadıysam o da gitti. Pfff.


 
Sağdaki, masaüstümün yeni halinin nasıl göründüğü. Oyungezer'in DVD'sinde keşfettiğim AIMP 'ten sonra gerçekten de WinAmp'in yüzüne tekrar bakmak istemedim. Benim WinAmp playlistlerini okuyan, ismi veya sanatçı bilgisini girdiğimiz şarkının playlist numarasını getiren programımın yaptığı iş (ve asıl yapması gereken iş, numaralardaki şarkılara otomatik olarak ulaşılması) ile beraber pek çok işi gören bir program. Websitesinde programı satın alma seçeneği var, ama anladığım kadarıyla ücretsiz indirilen versiyondan farklı bir şeyi elde etmiyoruz, o seçenek daha çok 'bağış' vazifesi görüyor olmalı. AV Security Suit ile AIMP'in tezatlığı göze çarpıcı.

---


AV Security Suite adındaki dolandırıcı program (sanırım sadece Windows için) sizin isteğiniz dışında bilgisayarınıza kendisini kuruyor. Bilgisayarınıza virüs bulaştığını iddia edip sizin açmak istediğiniz bütün programları, mesela bir oyun.exe'yi, "oyun.exe çalıştırılamaz, çünkü bu dosya virüs kapmış" gerekçesiyle bloke ediyor, bu programların içine Görev Yöneticisi, Windows Gezgini, Program Ekle/Kaldır gibi önemli sistem araçları da dahil. Bu program, bırakın uninstall edilmeye, kapatılmaya bile 'bizim güvenliviğimiz için' izin vermiyor. AV Security'nin bu 'tespit ettiği' virüsleri temizlemesi (başka bir deyişle, bilgisayarımızı kendi istediğimiz şekilde kullanmaya devam edebilmemiz) için tahmin edin ne yapmamız gerek?

Programın websitesine girip onu satın almamız.

Programı satın alacağımız sayfaya ulaşmak için kullanacağımız browserlar (Firefox, Internet Explorer, vs.) bu bloke edilen programların arasında değil nedense (?), ama çok daha ilginç bir şekilde AV Security dışındaki bir websitesine 'güvenli olmadığı' için giremiyoruz. Tarayıcı proxy ayarlarımızın AV SS'nin websitesine göre ayarlanmış olması biraz (?) şüphelendirici, bu ayarları kaldırıp da kendisini kapatmamıza bile izin vermeyen bu program hakkında internette bilgi aradığımız zaman bulduğumuz sonuçlar, kendisini Windows Security Center'ın görünümüne sokmaktan bile çekinmeyen bu adi programın sistemimizden nasıl kaldırılacağına dair.

İnternette AV SS'nin silinmesi üzerine (mesela burada) bir dolu talimat bulabilirsiniz, yapılması gerekenleri burada tekrar açıklamamın pek gerekli olduğunu sanmıyorum. Ama benim bulduğum talimatlarda bahsedilmeyen önemli bir ayrıntı var: Bir aşamada bilgisayarınızı güvenli modda çalıştırmanız gerekiyor, ama eğer USB klavye kullanıyorsanız bilgisayarınız, açılışında güvenli moda erişmeniz için gereken F8'i ve ok tuşlarını görmüyor (ama BIOS ayarları için gereken delete tuşunu görüyor).

Sahip olduğum hatalı bir bilgi bana ciddi bir hata yaptırdı: USB klavyelerle bu menülere girmenin mümkün olmadığını, kabloyu bir şekilde PS/2'ye port etmenin veya PS/2 klavye kullanmanın gerektiğini zannediyordum, ama BIOS'ta 'Enable USB Keyboard Support' diye bir seçenek varmış (Peripherals/Onboard PCI Device'ın içinde). Safe mod'a ulaşmak için msconfig'i çalıştırdım. Aslında AV SS buna da izin vermediği için bir hile yapmak zorunda kaldım, ama zaten msconfig'ten uzak durmanızı tavsiye edeceğim için bundan bahsetmeyeceğim (veya durun, bahsedeyim, belki birisinin çok işine yarar: Windows yeniden başlatılırken mümkün olduğunca erken bir şekilde Başlat/Çalıştır'a girip AV SS henüz devreye girmeden msconfig'i çalıştırmanız mümkün). Ve ya ayarları doğru yapamadığım, ya da AV SS'nin bulaşmış olmasıyla ilgili başka bir nedenden dolayı bilgisayarı kapatıp tekrar açtığımda sonsuz döngüye girdi.

Öyle işte...

Ev çok güzel oldu bu arada.

Sunday, June 13, 2010

Düğün ediyook!

Dün gece garip bir rüya gördüm. Çağlayan'ın düğünü varmış, ben, Sir Aenas, Roselyn, Aras ve İlker (bizim eski tayfadan bir arkadaş) gidiyormuşuz, ben ailemden habersiz bir şekilde. Aenas'ın babası onu, beni ve Antalya'dan gelen Rose'u Mogan Gölü'ne (oradaki eski maceralarım için bkz. ve bkz.), Eymir Gölü'ne ve Galatasaraylılar Birliği Sosyal Tesisleri'ne (rüyanın komikliğini göstermek için, bkz. Düğüne ve oraya gittiğimi aileme söylemek ilginç bir tecrübe olacaktı) gitmişiz, tüm fotoğrafları Aenas'ın makinesiyle çektiğimiz için Asporiamsı gölün resimleri elime henüz geçmemiş.


Düğünden sonra bize katılan Jhemm ve Uysal Timsah'la vakit geçirip çizim sanatı hakkında filan konuşmuşuz. Sonra ben ablamla buluşup içmeye gitmiş ve acayip şeyler öğrenmişim. Eve geldikten sonra ablamın teslim tarihi çok yaklaşmış olan, uluslararası bir kongrede yapacağı İngilizce sunumun ve dökümanların hazırlanmasına yardım etmişim. Daha bir gün önce Olasılık & İstatistik finalimin bitmesinden sonra kurtulacağımı sandığım standart sapma, ortalama değer gibi kavramlar yine başımı yemiş. Blogger'a blog tasarımını kolaylaştıracak özellikler eklenmiş, blogumu yenilemişim. Falan filan.

Friday, June 11, 2010

Bir şeyler...

Uzun bir süredir buraya doğru düzgün bir şeyler yazamadım. Okul, işler, gelmesini beklediğim mailler, vesaire canımı çok sıkıyor, hayatım çamura saplanmış halde. Keşke kendi hayatımı da okulda grup halinde yaptığımız dönem ödevlerini yönettiğim  kadar iyi yönetebilseydim...

Kısa olan birisi için 'lead programmer' gibi bir konumdaydım, zor olan Bilgisayar Organizasyonu dersi için devre tasarımının, şema çiziminin, Verilog kodlamasının yaklaşık %80'ini tek başıma yapmak zorunda kaldım, dört kişi tarafından yapılacak ödevin. Aslında "iyi yönettim" yanlış ifade, berbat yönetip projeyi iyi yaptım. İyi yönetseydim ekipteki diğer kişilerin kendilerine düşen işi yapabilmesini sağlamaya ve sonra kendime düşeni yapmaya odaklanırdım, işin tamamıyla kendim uğraşmak yerine. Özellikle benim gibi dikkati dağınık birisinin aşırı yorgunken basit ama kritik hatalar yapması kaçınılmaz. Ama neyse, başarılı olduk bir şekilde...


---

Son haftalarda beni en çok mutlu eden şeylerden birisi Oyungezer'in Haziran sayısında Faruk'un yaptığı Evvel Zaman İçinde Nasrettin incelemesi ve yüksek bir not almamız oldu (sayfa 46-47'de). Hayatım boyunca en çok istediğim şeylerden birisi bir şekilde emeğimin geçtiği bir oyunun incelemesini okumaktı, geçen ay dergideki fotoğrafımı gördüğümde bile (Mayıs 2010, sahife 21'deki gezgini bulun) bir yayına çıkmanın heyecanını bu kadar yaşamamıştım (zaten fotoğrafa kötü çıkmışım).

Oyunun ne zaman piyasaya sürüleceğini bilmiyorum maalesef.

---

"Reverie River, Reverie River" deyip duruyorum ama arpa boyu kadar ilerledim. Derslerle meşgul olmamın etkisi vardı, ama derslerim mükemmel durumda değil ki... Sanırım başka oyun tasarımcılarından yardım almamın vakti geldi de geçiyor, ama önce ciddiye alınabileceğim bir noktaya ulaşmam lazım.

OGZ'de bu ay Yazar Kilitlenmesi'yle (Writer's Block) ilgili bir dosya konusu var, terimin yaratıcısı olan psikanalist Edmund Bergler'ın yazar kilitlenmesini bebeklik dönemlerinde annelerin yeteri kadar süt vermemesine bağladığından bahsediyor. Bergler, bu teorisinden yola çıkarak 40'tan fazla yazarın tamamını iyileştirmeyi başarmış. Merak ettim, acaba ağızlarına süt mü dayamış? O kadar süt içiyorum, niye bir şey olmuyor?!


---
Geçenlerde bir websitesine rastladım, Acts of Gord diye. Önce "Ehehe, bakın, ben" diye gösterecektim de, sonra sitenin içeriği o kadar hoşuma gitti ki oradan burada bahsetmeye karar verdim (gerçi içeriği hoşuma gitmese de bahsedecektim ama neyse).

Bir oyun dükkanı işleten Gord isimli bir insan komik anılarını anlatıyor. Adam iyi ki Türkiye'de yaşamıyormuş (veya iyi ki Barnz oyun dükkanı işletmiyor).



Hangimiz Boya Küpü değiliz ki?

METUCON 2010, Bonestone Reckoning adlı LARP ve paintballdan fotoğraflar. Aslında LARP ve paintball maceralarımı anlatan bir yazı yazıyordum, sonra okuduğum şeyden ben sıkıldım. Hayır, oyunda çok eğlendim, ama maceramı yeteri kadar iyi anlatabilmem için yazıyı çok uzun tutmam gerekecek.

Paintball maceramın anafikri: Gözlük, paintball maskesine sığmıyormuş (sığdırabilen insanlar varmış elbette, ama benimkini sığdıramadım).

Bir de keşke üstüm başım boya olmuş halimin de resmini çekseydim ve bu post'u da bir ay önce filan yayınlayabilseydim, başlıktaki espri daha kolay fark edilirdi. 








Alttakiler de son bir-iki ayda çektiğim doğaçlama fotoğraflar. Son ikisi HDR.









Saturday, June 5, 2010

183 Alo Kadın Çocuk Danışma Hattı


Kadın ve çocuklara yönelik ihmal ve istismar olaylarına anında müdahale etmek için "183 Alo Kadın Çocuk ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı" kuruldu. Kadının statüsünü yükseltmeyi hedefleyen hat, acil durumlarda ilgili görevlilerin müdahalesini sağlayacak.
---
Ensest konusunda bu rapor dışında çok az bilgi var tabi, ama yapabileceğimiz tek şey var o da “Alo 183”ü yaygınlaştrmak. Ensest mağdurları için özel bir hat. Bu hattı ne kadar yaygınlaştırırsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz belki. Yardım etmek lazım.

Biraz önce 6 Üstü Kadın'da yayınlanan "Evcilik Oynamayalım mı?" başlıklı yazıdan alıntıdır. İlgili yazıya "İğrenç" tepki oyunu vermemin iyi bir nedeni vardı (ve tabi iğrenç olan şey yazının kendisi değil, yazıda anlatılan gerçek).
Yazıyı okumak konusunda uyarıldınız.