Friday, September 25, 2009

Mimik

Ayna-i Marzî tarafından mimlendim. Sevdiğimiz eşyaları paylaşacağız, fotoğrafları da olursa çok güzel olacak.

Gerçi ben abartıp eşyalardan birisini videoya aldım.

Ablamın hediye ettiği kolye









Büyük olan, ablamın bana hediyesiydi. Küçük olanı da bir vinçli hediye makinasından kazandım.



Sınıf arkadaşım Pı'dan aldığım doğumgünü hediyesi.


Bir takım kitaplar, çizgiromanlar, mektuplar.


En sevdiğim kupalarım.



Bu aslan figürünün başka bir versiyonu da Oyungezer dergisinin ofisinde hediye gelen eşyalar arasında. O figürün farkı, aslanın değişik bir pozda olup içinde ufak bir dinleme cihazı bulunması.

Friday, September 18, 2009

Gerçek ben

Eğer 'gerçek ben' diye bir şey varsa ona ulaştığımı (veya en azından giderek yaklaştığımı) hissediyorum, özellikle son bir ay boyunca. Sağlıklı olduğunu düşünmediğim kişilik bölünmemin zihin parçalarının arasına inşa ettiği duvarlar, sınırladıklarını sızdırmaya başlıyormuş gibi. Arleon, Gord10, Ahmet, Aslancık, Ahmet Kamil Keleş ve Kayıp Kişi yavaş yavaş birbirine karıştıkça ortaya modere bir kişilik çıkıyor: Pride Rock'a tırmanan hırslı ve gururlu bir aslan. Hayatın karanlık yönlerinin farkında, en azından kendisini ve çevresini aydınlatma çabasında (Kayıp Kişi sadece karanlığı yaşarken Aslancık'ın gözlerini kamaştırırdı günışığı). Yalnızlığı, gururunun zedelenmesine tercih edecek kadar kibirli.

Sevilebilir bir insana dönüştüğümden emin olduğumu söyleyemem, ama artık kendimle ilgili sevmediğim tek şey geçmişimdeki kişiliğim. Kendimi seviyorum ve sanırım önem arz eden tek şey bu.

Tuesday, September 15, 2009

Resimler, Crimm's Son duyurusu, Frankie

"Parıltı ve İvme" başlıklı uzun bir yazı hazırlıyordum, o yazıyı ileride tamamlayınca yayınlarım. Şimdilik ufak bir foto-post yayınlayayım ("foto-post" terimini de şimdi uydurdum, belki gerçekten kullanılan bir terimdir).

Bu aralar oldukça meşgulüm.

Uzun süredir gözlüklü fotoğrafımı koymadığımı fark ettim. Şu an sakalım yok ama olsun.









Önceki yazımda bahsettiğim, babamla beraber kurduğumuz barınak. Neyseki ihtiyaç kalmadı.















Bir süredir neden chat kanallarına bile giremeyecek, evden çıkamayacak kadar meşgul olmamın nedenlerinden birisi bu gördüğünüz resim.

Düşnehri'nin bölümlerinden birisinin duyurusunu yapayım: Crimm's Son.

Sözde bir Commodore 64 oyunu, oyun motoru olarak yine AGS'yi kullanıyorum (gerçek bir C64 oyunundan görsel olarak farkı, 320*200 yerine 640*400 çözünürlüğüne sahip olması).



Örnek resimlerden anlamışsınızdır; grafikler en baştan çizilmiş pixel art değil, sonradan C64 paletine çevrilmiş resimler. Yine Source motoru ile hazırladığım haritalardan ekran görüntülerinin ve kendi çektiğim fotoğrafların C64'e ait gibi gözükmesini sağlıyorum (Bu arada yukarıdaki ev nasıl olmuş? Tasarladığım ormandan pek memnun değilim, ama 3D tasarım konusunda sanırım kendimi geliştiriyorum) (Evet, sağdaki resim, Bodrum'da çektiğim heykel fotoğrafı. Oyunda inceleyeceğimiz tabloların copyright sorunu yaşamayacağım eserlerin convert'ü olmasını istiyorum).



















Planladığım şey, LitN'daki ve diğer Düşnehri oyunlarındaki gibi bir FPS kamerası yerine Frankie Goes To Hollywood'ın açısı ve oyuncu karakterin yine tek bir renkten oluşan bir sprite olması. Sanırım FGtH'ı taklit ettiğim için epey eleştirileceğim, ama şunu itiraf etmem gerekir ki ben FGtH'ı eskiden (FGtH'nin aklımda gizemli bir gerilim oyunu olarak kaldığı yıllardı) o kadar çok seviyordum ki onun remake'ini yapabilirdim, ama bu oyunun emülasyonunu oynayıp YouTube'da çözümünü izledikten sonra hiç de benim düşündüğüm kadar gerilimli, gizemli bir oyun olmadığını, kısacası benim o zannettiğim oyun olmadığını fark ettim. Bu oyunu gerçekten korkutucu bir hikaye/anlam katarak yeniden yapmak içimde bir ukte olarak kaldı. Crimm's Son bir remake'ten ziyade, severek oynadığım başka çeşitli oyunların o sevdiğim yönlerini alıp birleştirdiğim bir oyun olacak.

Yaşadığım bir sıkıntı, oyunun ismini Türkçeye nasıl çevireceğim. Bütün Riverie River oyunları düzgün Türkçe çevirileriyle beraber yayınlanacak (Türkçe karakter sorununu bile çözdüm, Türkçe konuşmaya çalışan Japonları dinliyormuşsunuz gibi hissetmeyeceksiniz artık), bu episode'u Türkçe olarak "Düşnehri: Crimm's Son" gibi komik bir isimle yayınlayamam.
"Crimm'in Oğlu" kulağa fena gelmese de, orijinal ismin etkisini vermekte başarılı değil (crimson renginin temsil ettiği değerler ile oyunun hikayesi arasındaki bağ ve bizim küçük bir erkek çocuğunu yönetiyor olmamız, falan filan). "Crimm'in Sonu" da hikayeyi özetliyor, ama bu kadar iğrenç bir kelime esprisi yapmak da istemiyorum.

Saturday, September 12, 2009

Doğal Serinlik

Eveet; muhtemelen hayatınızda, hatta bu blogta ve dA galerimde hiç görmediğiniz bir şeyle karşınızdayım: Bahçeye gelen kediler!

Dandik bir kompakt makine kullandığım ve yavru kediler de çok hızlı hareket ettiği için düzgün odaklanmış resimler çekmekte oldukça zorlandım. Paint'le bu kadar oluyore.













Bazen doğru bir hareket yaptığınızda, iyi bir insan olduğunuzu hissettiğinizde aklınıza gelmeyecek bir şekilde ödüllendirildiğinizi hissetmek... Cümleyi kuramadım ama öyle bir şey işte, rüyamsı bir his. Hoş, yine bir-iki ay önce 10 tane yavru kedinin bahçemi ziyaret ettiğine tanık olmuş ve bu bana mucize gibi gelmişti, ama bu sabahki his farklıydı. Dün ve bu haftasonu Ankara'da sel gerçekleşmesi ihtimali vardı/var ve dün yolda neşeli kedileri gördükçe bu kedilerin kısa bir zaman sonra gerçekleşecek sele kapılacağını düşündükçe ... Biraz önce babamla beraber kedileri beslerken ona bu korkumdan bahsettim, bizim yaşadığımız bölgenin yüksekte olduğu için kedilerin böyle bir sorun yaşamasının zor olduğunu, ama yine de bahçedeki masanın üzerine bir sığınak kuracağından bahsedince kendimi rahatlamış hissettim.

Uff neyse, çok uykum geldi. Bir de "hareket yapmak" yazmışım, onu şimdi fark ettim.

Sel felaketi ve bağış

Bugün Nora'nın blogunda gördüğüm yazıdan harekete geçerek,

Bu son sel felaketine maruz kalan kurumlardan ve ihtiyaçlarından bahsederek onlara daha fazla yardımcı olabilirim sanırım.



Nesin Çocuk Vakfı

"İstanbul'da yaşanan ve hepimizi derin üzüntüye boğan, insanlarımızı yitirdiğimiz sel felaketine maruz kalan ilçelerden biri de Çatalca bildiğiniz gibi. Çatalca'da yaşanan sel felaketinde yıllardır ülkemizdeki yardıma muhtaç çocuklara barınma, eğitim bakım olanakları sağlayan Nesin Vakfı da büyük zarar gördü ne yazıkki, çocukları tahliye etmek zorunda kaldılar. Vakıf oldukça güç durumda ne yazıkki. Şayet gerekli maddi destek sağlanamazsa korkarım ki vakıf çocuklara sağladığı bu hizmeti veremeyecek duruma gelecek."


Bahçeşehir Hayvan Barınağı

"Salıncakta 2 kişi 'nin blogunda gördüm az önce... O da zannediyorum İdil hanımın blogunda görmüş. Sinirimden, öfkemden, üzüntümden günlerdir ne diyeceğimi bilemediğim için yazmadım buraya. Ama şu an acil yardıma ihtiyaç var sel nedeniyle tabir-i caizse "telef" olmuş yavrular için...

Para istemiyorlar, Yedikule barınağına taşınan hayvanlar için mama yardımı istiyorlar. Kangurum 'daki kampanya sayfasından sadece kredi kartınızla alıcaksınız, onlar ücretsiz teslim ediyorlarmış.

İnsanlar kurtarabildikleri yavruları kucaklarında taşıyor, tabiki belediye yardım etmiyormuş. Şaşırmadım. Bir günler bu ülkenin başındakiler yüzünden katil olursam siz de şaşırmayın.

N'olur yardım edin bu savunmasız yavrulara. Yardım için link : KANGURUM

Maddi gücü olmayanlar da lütfen en azından duyurabildikleri kadar duyursunlar bu haberi.

Haberin yürek dayanmayan fotoğrafları için İdil Hanım'ın linki : idiluzun.blogspot.com"


Üzgünüm, size kendi cümlelerimi sunamadım, çünkü inanın bana, ne diyeceğimi bilmiyorum.

Thursday, September 10, 2009

How is babby formed?

Öncelikle 11 ay önce Yahoo Answers'ta sorulan bu soruyu ve seçilen en iyi yanıtı okuyalım. Bu da dün gördüğüm bir Flash animasyonu.

Wednesday, September 9, 2009

Mutluluk ve korku yazarlığı


Bana inanması zor gelen bir şey var: Hem oldukça mutlu, neşeli olup hem de cidden korkutucu bir eser ortaya çıkarıyor olmanın birlikteliği.

4-5 yıl önce orijinal Lost in the Nightmare'ı yaparken de, geçen yaz Düşnehri'ne resmi olarak başlarken de birbirlerinin aynısı olmasa da aynı kategori altında incelenebilecek (karanlık!) ruh hallerindeydim. Bu oyunlar benim iç dünyamın ifadesiydi bir nevî. Ünlü korku ustalarının hayat hikayeleri de kafamdaki bu düşünce kalıbını destekler nitelikteydi.

Son bir-iki hafta boyunca kendimi yine karanlıkta hissettiğim zamanlar oldu (özel sebeplerden ötürü) ve uzun süredir pek yüzüne bakmadığım korku oyunum Düşnehri'ne yeniden göz atmak bana ufak bir kaçış imkanı sağladı.

Oyunda ne kadar ilerlediğimi söyleyeyim: Eğer ilerlemeyi oynanabilir oyun süresi artımı olarak kabul edersek sadece yeni bir anamenü görseli ve gerçekleştirilmeyi bekleyen yeni fikirler kadar ilerledim. Başka bir deyişle, aldığım yol bir arpa boyu.

Çünkü kritik bir kararla, oyunu neredeyse en başından yapmaya başladım! Point of science yazımda belirttiğim gibi; eğer zaman, kaynak sıkıntınız yoksa memnun kalmadığınız bir çalışmayı yok sayıp ikinci, üçüncü bir tane yapmak ortaya çıkan ürünün kalitesini çalıştığınıza değecek kadar yükseltebilir.




Oyunun çözünürlüğünü 800*600'den 1024*768'e çıkarmamı, bu değişikliği yapmama değdirecek olan şey FakeFactory's Cinematic Mod'u ve normal HL2'nin bilmem kaç katı kadar yüksek çözünürlüklü karakter modeli kaplamalarını keşfetmem oldu.

(Sağdakinin benim oyunumla ilgisi yok bu arada. Şu ana kadar yaptıklarımı oyunu oynadığınız zaman görmeniz daha etkili olacak)

Özellikle de Garry's Mod'u edindikten (benim gibi Source yönetmenlerine büyük kolaylık sağlayacak araçlara sahip) ve hikayeyle ilgili önemli bir sorunu giderdikten (*) s0nra çalışmaya karşı duyduğum heves iyice arttı.

Şu an için üzerinde çalıştığım bölümün karanlık içeriğine tezat bir şekilde kendimi neşeli hissediyorum. Bu benim için şaşırtıcı biraz.


*: Beni çalışmaktan en çok soğutan şey, hikaye konusunda düştüğüm bir sıkıntıydı.

Aklımda birden çok sayıda hikaye var, bu hikayeler kendi başlarınayken orta-uzunlukta bile bir oyun ortaya çıkartamayacak kadar kısaydılar. Ben de tek bir protagonistin kendisini bugünkü duruma getiren anılarını oynayacağımız bir oyun içerisinde bu kısa hikayeleri birbirine bağlamanın çözümüm olacağını düşündüm.

Aklımdaki fikirler artmaya, dallanmaya başladıkça bu hikayelerin mantıksal olarak bağlanması iyice zor bir hale geldi. Bu hikayeler zaten kendi içlerinde yeteri kadar absürttü (**), absürt hikayelerin absürt şekillerde bağlanması ise oyunun inandırıcılığını iyice düşürecekti.

Sonra aklıma Dreamscapes & Nightmares geldi. Düşnehri neden içerisinde birbirinden -çoğunlukla- bağımsız kabusların bulunduğu bir seri olmasın?


(**): Absürtlüğün bile bir bütünlük içerisinde olması gerektiğine inanırım. Bütünlük ile kast ettiğim şey mantıksal bir olay diziliminden ziyade, gerilimdeki düşüş ve yükselme. Bence Lost Highway ve Mulholland Drive'ı başarılı kılan şey akıcı ve inandırıcı bir bütünlüktü.




Pff, neyse, daha hikayelerde hâlen bir sürü boşluk/belirsizlik olduğunu itiraf etmeliyim.



----


Bir de sabah çok daha güzel bir ışıklandırmayla yandaki resmimi çektim. Alttakini de sakallarımı kesmeden birkaç gün önce çekmiştim.

Güneşin benim için parladığını hissedebiliyorum.