Tuesday, November 9, 2010

Taksim'de 50 denyonun 3 gence saldırması



Bugün Twitter'da gördüğüm, Ekşi Sözlük kaynaklı bir haberden sonra ülkemizdeki cahil, denyo, beyinsiz insanlardan neden bu kadar çok nefret ettiğimi tekrar hatırladım. İzninizle Ekşi Sözlük'teki haberden, 50 magandanın elinden kurtulan müzisyenin kaleminden alıntı yapayım burada:


Öncelikle şunu söylemeliyim: iyiyiz. Vücudumuzdaki çeşitli morluklar ve ezikler dışında hiçbir problemimiz yok. Ortopedist kuzenimi de aradım rapor verdim tehdit oluşturacak bir durum da yok. Dakika dakika rapor alıyor benden zaten. Kırık-çıkık, kısaca risk oluşturan hiçbir durum yok. Yani telaşlanmanızı istemiyorum.

Şimdi olayı anlatmaya geçiyorum:

Yaklaşık iki saat önce, davulcumuz aşkın, vokalistimiz Fatma ve ben Galatasaray'daki stüdyomuzda kayıtlarımızı bitirmiş eve doğru yola çıkmıştık. Gayet neşeli ve heyecanlıydık. İstiklal'deki McDonald's' ın oraya geldiğimizde yaklaşık 50-60 kişilik bir kasımpaşa taraftar grubu "Beşiktaş ananı sikmeye geldik!" şeklinde bağırarak caddede yürüyordu.

O noktadan sonra gelişen olaylar nasıl gelişti inanın çok net analiz edemiyorum. Ön sıradaki 4-5 kişilik bir grup arkamızda artık bir Beşiktaşlı mı gördü, yoksa benim altımdaki siyah-beyaz eşofmana mı takıldılar bilemiyorum.
Bakın arkadaşlar abartmıyorum, en az 50 tane gözü dönmüş adam, size şu an tarif edemeyeceğim bir şiddetle bize vurmaya başladı. İnanın ağzımızdan ne tek bir kelime çıktı, ne adamlara bir bakış attık. Sadece üzerimize öldürmek için gelen 50 tane adam gördük.

Öldürmek için vuruyorlardı arkadaşlar. İnsan evladı, bırakın insan evladına, önündeki boş kutuya bu hırsla, bu kuvvetle vuramaz.

Arkadaşlar, hepsini geçtim. Biz iki tane adamız. Evet buraya kadar bile "insan" olanın aklı almıyor. Yanımda 1.55 boyunda 45 kilo bir kadın var. Aklınız, dimanız alıyor mu a dostlar?

Ne "Abi bizim bir alakamız yok" demeye takatiniz var, ne de bunu duyacak adam. Ortada durumu fark edecek ne bir polis var, ne de onların biz ölmeden bizi kurtarmasına yetecek zaman.

Ben Fatma'nın üstüne kapaklanmış kaçırmaya çalışırken, tam birileri dolu bir bira şişesini Aşkın'ın sırtında patlattığı sırada McDonald's'dan insanlar bizi içeri çekti, ben Fatma'yı yaka paça içeri fırlattım ve kapılar kapandı.

Arkadaşlar eğer bizi kurtarmasalardı, size teminat veriyorum ölmüştük. Hiç şansımız yoktu. İnanın durumun şokuyla abartmıyorum. Ben kimsenin kimseye böyle vurduğunu görmedim hayatımda. Ben böyle bir şeye tanık olmadım.

Şimdi, eminim şu ana kadar bir çoğunuz yapmıştır, ama kendinizi benim yerime koyun.

İstiklal Caddesi.

İstanbul.

2010.

Saat 22:30

3 genç

Üzerimizde provakatif hiçbir kıyafet yok.

Ağızlarımızdan çıkan tek bir kelime yok.

O tarafa bakmıyoruz bile.

Beşiktaşlı bile değiliz anasını satayım!

Ben takım tutmuyorum, maç bile izlemem ben!

50 tane gözü dönmüş adam yalnızca saf bir nefretle öldürmek için size vuruyor.

Yanınızda canınızdan çok sevdiğiniz 1.55 boyunda 45 kilo bir bayan, sizin kalçanıza, göğsünüze, bacaklarınıza, kafa tasınıza, her yerinize gelen öldürmek amaçlı ve zaten ölümcül darbelerden nasibini almasın diye kapaklanmış sadece "Abi bizim alakamız yok!" diye bağırıyorsunuz.

Ve sonra tesadüfen bir kaç kişinin sizi açık kapıdan içeri çekmesi sayesinde canınızı kurtarabiliyorsunuz.

Benim yerimden düşünün.

Şimdi beni bu insanları sevmeye kim ikna edecek?

Beni bu "güzel" ülkenin "güzel" insanlarını sevmeye kim ikna edecek?
Bu insanlar ezilmesin diye eylem yapmam için beni kim ikna edecek?

Sevdiğimin İstanbul'unu temiz tutmak için ben motivasyonu nereden bulacağım?

Ben bu ülkeye neden emek vereyim?

Ben, bu insanların teker teker, istisnasız, sorgusuz sualsiz katledilmesine neden karşı çıkayım?

Bırakın bana, "Aslında onu oraya getiren şartları tartışmak lazım," ayaklarını.

Sen orada değildin. Orada ölmek üzere olan bendim, ben. Sebepsiz yere. Yok yere. Ben müzisyenim. Ben albüm kaydediyorum. Ben üniversite öğrencisiyim. Ben 23 yaşındayım. Ben hiç suç işlemedim. Ben kimseyi kışkırtmadım.

Bana bu insanların neyini savunacaksın?

Ben neden bu insanları öldürmek istemeyeyim?

Bana bunu açıklayın.

Ben neden bu insanların benimle eşit olduğunu düşüneyim.

Neden yaşama hakları olduğunu savunayım?

İşte ilkin böyle düşündüm. Aslında hala da biraz böyle düşünmüyor değilim.

Her şeyi bırakıp kaçmak istedim sadece.

Hiç kimse hiçbir şey için değmez dedim.

Hele bu ülke. Hele bu insanlar.

Bırakın bana "Geri bıraktırılmış" ayaklarını, dedim.

Onlar bu ülkedeyse ben de bu ülkedeyim.

Ben onlardan çok daha fakir büyüdüm.

Ben onlardan çok daha fazla ezildim. Bunları kuşkusuzlukla söyleyebilecek kadar sert geçti çocukluğum benim.

Bu insanlar daha geçen günlerde, şehit anneleri için imza toplayan adamları dövdüler. Evet yine Kasımpaşa taraftarları.

Bugün rastgele 3 genci öldürmek istediler?

Biz bir grup genç olarak, çok ciddi çevreci-aktivist bir hareketin teorik altyapısını oluşturmakla meşgulüz şu aralar.
Şimdi beni devam etmeye kim ikna edecek?

Bu insanlar için çaba sarf etmeye beni kim ikna edecek?

Ama işte!

Bunları yazarken bile kendime inanmıyorum.

Çünkü eminim, yarın bin katı hırsla sarılacağım o projeye. Bir istiyorsam bin istiyorum şimdi. Sebebini bilmiyorum ama öyle. İçimden öyle geliyor işte!

Gece gece kafanızı şişirdim.

Sadece neyle karşı-karşıya olduğumuzu, neyi değiştirmeye çalıştığımızı en çıplak gerçekliğiyle karşısında nefes alırken görmüş birinin birinci ağızdan düşünceleri bunlar.

Şimdi iyi sayılırız. Biraz kas gevşetici, ağrı kesici aldık.

Vücudumun her tarafı mosmor, ezik ve çürük içinde.

Sevgiler.

Mor.

Can Temiz

Kişisel yorumlarıma gelirsek;

Biliyorum; nefret, nefreti doğurur, benim şu an o kişilere kusacağım ve belki de benzeri görüşlere sahip başka insanların göreceği bu nefret sonra bana veya bir başkasına geri dönecek. Ama cidden, nefretten başka bir şey hissedemiyorum, yoldan geçen üç kişiyi sadece başka bir takımın taraftarları diye (ki o üç gencin aslında futbolla ilgisi olmamasına rağmen) öldüresiye dövebilen futbol denyolarına, magandalara karşı...

Sizler hiçbir boka yaramayan, yaramayacak, üretemeyecek, sadece üretileni yok edecek asalaklarsınız. Bir futbol kulübü için yoldan geçen insanı öldürebilmeyi normal karşılayacaksınız, çünkü o sizin taptığınız, fanatiği olduğunuz şeyin aslında para kazanmak, biraz da insanlara eğlence sunmak amaçlı kurulduğunu göremeyecek kadar körsünüz. "Sen de bilgisayar oyunlarını seviyorsun amaa!" diyeceksiniz, ama ben mesela Heavy Rain'i veya benim yaptığım bir oyunu beğenmedi diye bir insanı dövmeye kalktığımı hatırlamıyorum, veya benim gibi agnostik olmadığı için. Öfkenizi ikisi kadın üç müzisyenden veya kutusunda uyuyan bir kediden çıkaracak kadar zavallısınız.

3 comments:

TRN said...

Bir de Kasımpaşa taraftarlarının internet sitesinde yaptığı açıklama var. Gerçi şimdi düzeltmişler de ilk halini okuduktan sonra "öeah" gibi bir tepki vermiştim. Biraz daha zorlasalar "o saatte oradan mı geçilirmiş maç çıkışı/öncesi" gibi bir şey bile diyebilirlerdi.

Denmesi gerekeni demişsin sen zaten. Fakat onu anlayabilecek bir insan olsalardı bunu yapmazlardı bile.

Sir Aenas said...

Her geçen bir gün nükleer bombayı savunur oluyorum nedense:)

Şaka yaptığımı düşünebilirsin ama elimde imkan olsa belki en az on defa bastıydım o kırmızı düğmeye

Lorean said...

İşte bu yüzden nükleer silahlar herkesin eline geçmemeli. Benim elime geçseydi herhalde Fallout'a dönerdik.