Friday, May 23, 2014

Karanlıkta Diyalog

Bu yazıyı Ankara'da yaşayan, ama bir tesadüf sonucu İstanbul'daki Karanlıkta Diyalog sergisine katılmış bir insan olarak kaleme alıyorum.

İstanbul'un en sevdiğim VE nefret ettiğim yanı; siz bugün, yarın için kafanızda 1000 tane senaryo kurgularken, yarın geldiğinde o senaryolardan tekinin gerçekleşmemesi, o günü unutulmaz kılanın da hayal edemediğiniz bir şeyin olması. Kaos. Öngörülemezlik. Aslında hayat budur, "Hayat, siz planlar yapmakla meşgulken başınıza gelen şeylerdir" demiş Lennon usta. Kör kalmak da bunlardan biri. Veya körlüğü tecrübe etmek!

Kör bir insan olmanın nasıl bir his olduğuna dair kitaplar, filmler, hatta ismini hatırlamadığım bir video oyunu bile var. Ama kör olmayan bir insana bunu asıl tecrübe ettiren şey, o zifiri karanlıkta, engellerle dolu bir dünyada elinde bir bastonla kaybolması. Karanlıkta Diyalog işte tam olarak bu.

Bu sergiyle tamamen tesadüf eseri karşılaştım. Beni İstanbul'a getiren şey Gayrettepe'deydi; metroyla Gayrettepe'ye gelmemiş olsaydım, metro durağındaki bu sergiden hiç haberim olmayacaktı.

Bu sergi, tamamen zifiri karanlıkta geçiyor. Herhangi bir ışık kaynağını içeri sokmanız yasak, o eşyalarınızı sergiden önce size verilen kilitli bir dolapta saklıyorsunuz. Bir rehber eşliğinde, ses efektleri ve dekor varlıklarla ifade edilmiş bir gerçeklikte yol alıyorsunuz. Önce bir doğa parkındasınız mesela. Etrafınızda köprüler, çitler filan var, ben bir ara o şeyler yüzünden Counter-Strike rehinesi gibi takıldım. Daha ilk bölümde.


Bize rehberlik eden, kendisi gerçekte görme engelli olan bir insandı. Onun kör olduğunu öğrenmeden önce, gece görüş gözlüğü takmış olduğunu sanıyordum (ve kafama takılmıştı, zifiri karanlıkta gece görüşü gözlüğünün çalışamadığını bildiğim için kafam karışmıştı).

Benim gözlerim epey bir miyop olduğu için, ışıksız ortamda da diğer insanlara göre rahat hareket edebileceğimi düşünürdüm eskiden. Yanılmışım. Işık olmayınca hiç de hızlı hareket edemedim. Serginin bitiminde, koridorun sonundaki ışığa doğru yürürken şunu gördüm; o miyop gözlerimle gördüğüm bulanık renk ve ışık bulutları o kadar da yetersiz değilmiş.

Serginin zihnimde değiştirdiği başka bir düşünce de şuydu: Eğer kör kalırsam (Allah korusun), intihar etmek isteyeceğimi düşünürdüm. Serginin sonunda rehbere patavatsız (veya aşırı dürüst) bir soru soruldu, "Ben olsaydım intihar ederdim. Siz de istediniz mi?" diye. "Hayır. Zaten nasıl olsa öleceğiz" gibi bir yanıt verdi rehber. Benim için gerçek şuydu, zaten bu zifir karanlık dünyada her şey yeterince tehlikeli. Peki alışılamayacak bir şey mi? Hayır! Hayat sizi bir zorluğa sürüklemediği sürece, ne kadar güçlü olduğunuzu bilemezsiniz.


---
Bu yazı Dîvanyolu dergisine de yollanmıştır, yayınlama haklarına sahiptirler.

No comments: