Sunday, March 20, 2022

Bilinç 2.0

Uzun süredir hikaye yazmıyordum. Bu sefer bir bilimkurgu hikayesi ile karşınızdayım, amatör bir yazar olarak.

-----

 Ben hayatım boyunca bir internet bağımlısıydım. Ya da şöyle mi demeliyim, "Bir bedenim varken internet bağımlısıydım, şimdi de"?

Sonsuz ömür diye bir şey yoktur. Sosyal medya platformları için de bu geçerli. Gençken müptelası olduğum bu platformlar teker teker kapandı. Sonsuz ömür diye bir şey yok, evet, ama yok olanın devamının gelmesi de daimi. "C0nsc" işte bu sosyal ağların devamı.

Sonsuz ömür bizlerin fani bedenleri için de yok. Ama teknoloji bizi inanılmaz noktalara taşıyabiliyor. Şu bulunduğumuz yıl için bu teknoloji size sıradan geliyor ama bilinci ölümlü insan bedeninden ayırıp internete bağlamak imkanı ilk ortaya çıktığı zaman aklımızı yitirmiştik. İnsanların beyinlerinin bedenlerinden çıkarılıp, işlevlerinin devamını sağlayacak küvezlerde saklanması, ve en önemlisi, internete bağlanması fikri çılgıncaydı. Ve C0nsc bunu gerçekleştirdi. Bedenleri iflas etmeye yaklaşan millennial'lar ve Z nesli olarak çoğumuz bu teknolojiye tüm -kısıtlı- maddi birikimimizi yatırdık. Geri kalan da ölümün belirsizliğini beklemeyi tercih etti, şu an onları bu kararından dolayı eleştiremiyorum.

Bildiğiniz gibi C0nsc, beyinleri ağa bağlanmış bilinçlerden oluşmuyor sadece. Bilinçleri halen bedenlerine bağlı insanlar da telefonlarından ve tabletlerinden sisteme dahil olabiliyor, tıpkı eski zamanların sosyal ağları gibi. C0nsc'ta çeşitli gruplar var, "yüklenmişler" ve "bedenliler" olarak C0nsc sistemine girişi izin verilen herkes birbirleriyle bu gruplarda fikir alışverişinde bulunabiliyor.

Bedenim varken bir sanatçıydım. Tablette çizimler yapardım. Halen bir sanatçıyım. Bilincim sisteme yüklendikten sonra ellere, tabletlere ihtiyacım kalmadı. Bilincimin yarattığı her şey piksellere dökülüyordu. Bunun verdiği özgürlüğü düşünsenize! Biz yüklenmişlerin yarattığı eserlere herkes bayılıyordu. Bilinçlere huzur aşılayan çalışmalarım olurdu.

Her şey kulağa ütopik geliyor, değil mi? Ama her ütopyanın kaderi bir distopyaya dönüşmektir.

Zamanla bedenliler ile yüklenmişler olarak kutuplaşmaya başladık. Kelimenin gerçek anlamıyla farklı dünyalarda yaşıyorduk. Gruplardaki konuşmaların büyük bir çoğunluğu bu iki kutup arasındaki kavgalara dönmüştü.

Gerçek dünyada algıladığım şeyleri C0nsc'ta algılamam mümkündü. Buzlu bir kahvenin tadını, taze çimen kokusunu, vesaire... Ama bunların gerçek olmadığını biliyordum, asla gerçeğin yerini tutamıyorlardı.

C0nsc içerisinde akıl sağlığımı yitirmem uzun sürmedi. Belki küvezdeki beynimin içindeki kimya tamamen bozulmuştu, bilmiyorum. Bildiğim, bunun tedavisini alamadığım. Bilincimin ürettiği sanatsal eserlere yansıdı bu. Artık çalışmalarım huzur vermiyordu, kimyası altüst olmuş beynimin huzursuzluğunu ve öfkesini yansıtan vahşet tabloları çıkıyordu bilincimden. Bunu da beğenenler vardı elbette, benim gibi başka huzursuz ruhlar.

Bir gün bir tartışma grubunda bir bedenliyle münakaşaya girdim. Konu 2034 yılında dijital platformlarda çıkan bir süperkahraman filmindeki cinsiyetçilikti. Öfke kontrolünü koruyamadım ve karşımdaki bedenliye ağza alınmayacak küfürler ettim. Tartışmada ben haklıydım. Ama ettiğim küfürler benim C0nsc'tan süresiz olarak atılmama neden oldu. Bilincim kapatılmadı ama başka bilinçlerle iletişime geçme imkanım elimden alındı. Zifiri karanlıkta yalnız kalmak mı daha kötü; yoksa okuduklarımla, gördüklerimle hiçbir şekilde etkileşime geçemeden salt bir izleyici olmak mı, bilmiyorum.

Şu an sadece yok oluşu bekliyorum. Ve devam etmemeyi.

Tuesday, November 30, 2021

Kasım'ın son günü, 2021

 

Yılda bir-iki kere (çoğunlukla 30 Kasım'larda) gönderi yayınladığım, terk edilmiş blog sayfama hoş geldiniz. Artık ne zaman uzun bir yazıyla kendimi ifade etmek istersem Facebook'a, LinkedIn'e falan yazdığım için blog sayfasının pek bir amacı kalmadı. Yine de kendimi yılın her 30 Kasım'ı buraya gönderi yazmak, hatta bir de dondurma yemek zorundaymış gibi hissediyorum.

 Bugün bir tane Magnum yedim. Fotoğrafı çok güzel çıkmadı ama olsun.

Bu yıl Ağustos'ta indie geliştiriciliği bıraktım. Artık senior oyun programcısı olarak Gambol Games'te çalışıyorum. Hayatımdan memnunum. Yine sevdiğim bir işi, oyun yapıyorum ve indie'liğin getirdiği maddi kaygılardan da kurtuldum.

Aslan Game Studio zamanında bazı şeyleri doğru, bazılarını da yanlış yaptım. Pawn of the Dead bu yanlışlardan biriydi, belki de en büyüğü. Niche bir kitleye (satranç severlere) oyun yapmak her zaman yanlış bir hareket değil ama bu niche kitlenin çok ilgilenmeyeceği bir oyun (satranç varyasyonu) yapmak hata. Görseller için çok yüksek bir bütçe olmadan, gerçekçi gözükmeye çalışan 3D oyun yapıp piyasadaki diğer oyunlarla rekabet etmeye çalışmak da bir hata. Pawn of the Dead yerine ticari bir korku oyununa (Clown House 2?) zamanımı ve bütçemi ayırsaydım başarılı bir stüdyo yönetmiş olabilirdim belki.

Ama artık mutsuz değilim.

Friday, January 15, 2021

Leverage hakkındaki görüşlerim


 

 

 Bugün sevdiğim bir dizi olan Leverage hakkında konuşmak istiyorum.

 
Ablam bir gün Ankara'dayken "Leverage diye bir dizinin ilk bölümünü izledim, zekice yazılmış bir dizi, sen belki seversin" diyerek bu diziyi önerdi. Beraber izledik ve gerçekten de çok sevdim. Sonra dizinin geri kalan bölümlerini de izledik.

“Sometimes, bad guys make the best good guys.”

Konusu şu: Nathan Ford isimli dahi bir adam ("mastermind" diyeyim), suçlulardan oluşan bir ekibi yöneterek, zor durumda kalmış insanlara yardım ediyor. Genellikle çok güçlü bir insan/şirket bu yardıma ihtiyacı olan insanlara kötülük yapmış oluyor, Leverage ekibi de bu kötülük yapanlardan intikam alıyor. Ekip; yakın dövüş uzmanı ("hitter" diye geçiyor), hacker, hırsız ve dolandırıcıdan oluşuyor.

Dizi 5 sezondan oluşuyor ama her bölümün kendi hikayesi var. Denemek için ilk bölümünü/bölümlerini izlemenizi bu yüzden tavsiye edebilirim, her ne kadar ana olaylar ve karakterler dizi boyunca zamanla gelişse de sadece ilk bölümünü izleseniz bile keyif alabileceğiniz bir dizi. İlk bölümde bu ekibin nasıl birbiriyle tanıştığı anlatılıyor, heyecanlı bir bölüm.

IMDb'de türü "Suç, gizem, gerilim" olarak geçse de dizinin güçlü bir mizahi bir yanı da var. Bu konuda çok spoiler vermek istemiyorum.

Her karakterin güçlü ve zayıf olduğu yanları var. Mesela ekibin hırsızı Parker çok yetenekli bir hırsız ama normal bir insan olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Dövüş uzmanı Eliot inanılmaz iyi bir dövüşçü ama teknolojiden hiç anlamıyor.

Şimdi dizinin yapımcıları Leverage 2.0 üzerinde çalışıyor, umarım o da güzel olur.

Benim için neden kıymetli? Çünkü izlerken keyif aldım, karakterlerini çok sevdim. Bir dahinin bir ekibi yönettiği zekice bir diziyi yazmak zor bir iş, senaristleri ayrıca tebrik etmek gerekiyor.

Monday, November 30, 2020

Kasım'ın Son Günü, 2020

 

Tam bir yıl aradan sonra yine bir 30 Kasım günü karşınızdayım.

Bu blog yılda sadece bir kere, yılın belli bir günü içimi döktüğüm bir yer haline geldi, farkındayım. Blog yazma alışkanlığımı kaybettim, artık her şeyi Facebook ve LinkedIn'e yazıyorum. 

Bu Kasım'ın son günü dondurma yemeyeceğim, bugün midemi zorlamak istemiyorum. Zaten bu çok gerekli bir gelenek değil bence.

Bu blog yazısında son blog yazımdan beri neler yaptım, hayatımda neler değişti, madde madde onlara değineceğim.

 

 

 

 

 

Hayatımda neler değişti?

Corona virüsü herkes gibi benim de hayatımı değiştirdi. Hepimizin sahip olduğu endişelere sahibim ama bu yazıda bunlardan bahsetmek istemiyorum. Başka şeylerden bahsedeceğim.

* Çalıştığım firmadaki işim yarı zamanlıdan çeyrek zamanlıya düştü. Ayda 10 gün falan çalışıyorum, her gün de yarım gün. Geri kalan vakti kendi projelerime ayırıyorum. 


* Pawn of the Dead'de 2020 boyunca bu sayede epey yol katettim. Çoğunlukla oyunun sinematikli hikaye modu üzerinde çalıştık.

 

Bir noktada oyunu sinematiksiz bir şekilde piyasaya çıkarmayı düşündüm, sinematikler oyunun tahmini satış rakamına nazaran çok maliyetli olacaktı. Ama oyunun hikayesini daha az maliyetli anlatmanın bir yolunu buldum: Hikayenin önemli bir kısmını yazıyla bölüm başlarında anlatmak. Böyle olunca bile oyun yine beklediğim gelirin çok üstünde maliyete geldi. Ama oyunu early-access'e "Oyunda sinematikler de gelecek" diye bir söz vererek çıkarmış olunca basit bir şekilde "Sinematik yapamadık, lol" demek itibarıma, güvenilirliğime zarar verirdi. Ama daha da önemlisi bu benim tutku projem. Anlatmak istediğim, fantastik kurgu türünde bir hikaye var.

Şu an sinematiklerde geriye kralların Türkçe seslendirmesi ve birkaç animasyon düzeltmesi kaldı. Ama oyunun yapay zekasını da elden geçirmem ve senaryo modunun bölümlerini bu yeni yapay zekaya göre baştan hazırlamam gerekecek. Oyunun çıkışı muhtemelen 2021'ye sarkacak ama oyunun mümkün olduğunca tam bir ürün olarak piyasaya çıkmasını istiyorum. Çok uzun bir süre bu oyunla uğraştım, aceleye getirip emeğimi boşa çıkarmak istemiyorum.

Bilgisayar versiyonu çıktıktan sonra iOS'a da çıkartacağım. O zaman daha çok ilgi göreceğini düşünüyorum.

* Eskiden evde hiç çalışamazdım, psikolojik olarak hep bir ofis alanına ihtiyaç duyardım. Corona boyunca evden çalışmam gerektiği için bir şekilde evde çalışmaya alıştım, artık mümkün olduğunca evden çalışacağım. Bu sırada evdeki eski bilgisayarı da yenilemem gerekti, evde artık güçlü bir bilgisayarım var.

 

 

* Bu yıl berbere gitmedim, saçımı uzattım. Eskiden saç uzatmaya çalıştığımda bonusa dönüyordum ama şimdi saçımın yan taraflarını makasla kesip geri kalan tarafları uzatmaya başladım. Bunu ne kadar sürdüreceğim, bilmiyorum.


 

* Birkaç tane jam oyununun ekibinde yer aldım. Robohood mesela, bu oyun sayesinde yakın bir arkadaş edinmiş oldum. POKKO sayesinde de yeni arkadaşlar edindim, ayrıca Ludum Dare'de binlerce oyun arasından bir kategoride ilk 100'e giren ve Overall'da ilk 100'e yaklaşan bir oyun üzerinde çalışmış oldum.
 

* Ankara'da eskiden sık sık görüştüğüm arkadaşlarımı ve Kuymak'ı çok özledim. Umarım salgın biter de onları tekrar görürüm. Videolu arama yapıyorum arkadaşlarımla, ama beraber olmanın yerini tutmuyor.

* Dışarıdan pizza ve hamburger söylemeyi bıraktım. Bu sayede epey kilo verdim, gittikçe daha da kilo veriyorum.

* Pawn of the Dead bitince korku oyunlarına geri dönmeyi planlıyorum. Unreal Engine'i öğrenmek için birkaç basit, ücretsiz oyun yaptıktan sonra daha büyük projelere başlayacağım.

Saturday, November 30, 2019

2019 Kasım'ın son günü dondurması

Blog neredeyse öldü, ama isminin getirdiği gelenecek devam ediyor: Kasım'ın son günü dondurma yemek. Bugün bu geleneği SushiCo'da yerine getirdim. Hayatımda ilk kez kızarmış dondurma yedim. Çok sevmedim, sanırım bir daha uzun bir süre boyunca tekrar yemem.

Bugün dışarıdayken çok güzel bir gün geçirmiştim. Çok geç uyandığım için işe (Aslan Game Studio işlerine, çünkü haftasonları onları yapıyorum) gitmedim, öğle yemeğini yemek için Armada'ya gittim (saat 19:00 falandı, o kadar geç uyandım çünkü). SushiCo'da sushili ve sebzeli noodle'lı menü yedim. Yemekten sonra da soldaki İrlanda temalı barda bir Safari içtim. Her şey yolunda gitti.

Sonra eve gittim. Evdeyken evin birincil banyosunun kapı kolu düştü, kapısı kilitlendi! Çok şükür birisi içerideyken ve evde sadece tek kişi varken olmadı. Korkularımdan birisi evde tek başınayken, ailem şehir dışındayken, telefonsuzken bir odada kilitli kalmak. Kapıyı kıracak kadar güçlü olmadığım için birisi beni kurtarana kadar beklemem gerekirdi, bu sırada açlıktan ve susuzluktan ölürdüm. Korkum bu.

Babam tamircinin ancak pazartesi günü geleceğini düşünüyordu, ben buna rağmen internette, oturduğumuz semtte çilingir bulup aradım. Neyseki cumartesi gecesi çalışıyorlardı. Geldiler, kapıyı tamir ettiler, ama hâlâ tam olmadı. Bir süre kapıyı açık kullanacağız.

Geçen yılki Kasım'ın son günü de başıma aksilik gelmişti. İşten eve giderken bayılacak gibi olmuştum, metro istasyonunda yere yığıldığım için hastaneye kaldırılmıştım. Çok kötü bir gündü.

Bakalım 2020'deki Kasım'ın son gününde beni nasıl bir terslik bekliyor?

Bu arada Aslan Game Studio işleri son aylarda çok yavaşladı. İşe çoğunlukla gidemiyorum, çünkü haftasonları uyanamıyorum. Saat 16:00'da uyanınca işe zaten 18:00'de varıyorum, 21:30 gibi ofisten çıkmam gerekeceği için işe hiç gitmiyorum. Uyku sorunları yaşıyorum, ama asıl sorun motivasyon. Asıl işimden zaten yeteri kadar para kazanırken, bir de doğru dürüst kazandırmayan ek iş için motivasyonum kalmıyor.

Friday, August 23, 2019

Kadın cinayetini haklı gören mallar

Emine Bulut cinayeti tam anlamıyla kan dondurucu. Videoyu izlemedim, izlemeyeceğim, çünkü okuduklarımla yeteri kadar kanım dondu.


Kan dondurucu başka bir şey daha var, bugün onu düşünmekten eve gelirken tansiyonum düştü: Emine Bulut cinayetini haklı gören zihniyet. Bir kadınla evlendiği, sevgili olduğu, belki de kadına karşılıksız bir şekilde saplantı duyduğu (buna "aşk" demeyeceğim) için erkeğin kadına sahip olduğunu düşünen zihniyet. Bu zihniyete göre kadın bir mülktür, kadını (ve belki de çocuklarını) ne kadar istismar ederse etsin kadının onu terk etmeye ve yeni bir hayat kurmaya hakkı yoktur. Hödükler!

"Adam her şeyini kaybetmiş, mahkeme kararıyla uzaklaştırma almış, böyle bir şey yapması haklı" diyen ünlü bir dallama var. Düşünmüyor ki kadın, çocuklu dul bir insan olmak çok keyifli ve hayatı kolaylaştıran bir şey olduğu için dul kalmayı tercih etmedi. Düşünmüyor ki adam acaba neden uzaklaştırma mahkeme kararı almış, acaba kadına zarar verdiği için olabilir mi? Aaa ama tabii, evlenmişler ya, adamın kadına zarar vermeye, kâbus gibi bir evlilik sunmaya hakkı var, çünkü erkeğin eşini mutlu etmek gibi bir görevi yok.


Sosyal medya çok değişik bir varlık. Toplumda ne kadar çürüklük var, hepsi bilgisayarımızda, telefonumuzda gözüküyor. Konuyla ilgili gördüğüm her hödüklük ayrı ayrı sinirimi zıplattı.

Bunun düzeleceğine karşı umudum yok. Belki birkaç yüz yıl sonra, daha erken değil. Daha orman yangınının kötü bir şey olduğunu bile bu sığırlara anlatamıyoruz.

Monday, August 19, 2019

Ağustos 2019


Bu aralar ne yapıyorum, içimi dökmek istiyorum. 2019'da hiç blog yazısı yazmamışım.

Son günlerde kendimi mutlu hissediyorum. 2019 benim için değişim yılı oldu. Yeni bir işe başladım, yeni bir eve taşındık. #HerŞeyÇokGüzelOlacak dediklerinde inanmıyordum, yanılmışım.

ATOM'u bıraktım. 1 yıldan çok daha uzun bir süredir oradaydım ve daha şirketleşemedim, daha fazla duramazdım, yeni gelecek insanlara alan bırakmak gerek. Bu sırada ilgimi çeken bir iş teklifi aldım. Artık Holo Oyun'da oyun programcısı olarak çalışıyorum. Yakında ismi değişecek olan Chess Parallel Esports'un programlamasını yapıyorum. Yine 3 boyutlu bir satranç oyunu, ama birden fazla tahta var, tam bana göre bir iş. ODTÜ Teknokent'ten Hacettepe Teknokent'e taşınmış oldum. Galyum Blok'u özlüyorum, eski bilgisayarımı özlemiyorum, HDD'li bilgisayardan SSD'ye geçince çok şey fark etti.

Maddi olarak oldukça iyi bir durumdayım, düzenli maaş almanın yanısıra Legends of Learning'ten de onlar için yaptığımız çocuk oyunlarının parası geliyor. Halimden memnunum, ihtiyaçlarımı ve Pawn of the Dead'in yapım/reklam masrafını karşılayabiliyorum.

Aslan Game Studio'yu bırakmadım. Mesaim dışındaki zamanlarda (bunlar hep tatil günleri oluyor) Pawn of the Dead'e devam ediyorum. Satışları şu an kötü gidiyor, ama bu benim tutku projem. Sinematikleri yapmam çok zaman alıyor, ama yaptığım çalışmadan da çok keyif alıyorum, Türkiye'de benzeri az bir iş (sinematiklere sahip fantastik kurgulu oyun) yapıyor olmak beni motive ediyor. Yaptığımın maddi karşılığını alamayacağım, fakat dediğim gibi, tutku projesi. Eksik bir oyun çıkarmak istemiyorum.

Clown House 2'ye ne zaman devam edeceğime dair hiçbir fikrim yok. O konuda oyunculardan baskı görüyorum, beklenti karşılayacak kadar para kazanma potansiyeli en yüksek oyunum o olduğu için de ona başlamak için baskı hissediyorum, ama önce Pawn of the Dead'i bitirmem lazım. 

Bilgisayarda bu aralar çok nadiren oyun oynuyorum. Oyunlara karşı tutkumu bu aralar hissetmiyorum. Raftan çıkardığımız Sega Mega Drive var, yeni ekran kartım var, ama elim oyuna gitmiyor. Sadece telefonda birkaç zekâ oyunu oynuyorum, yatmadan önce veya metrodayken falan.


Bloga hiç yazmadım, ama bu yıl Kanal D'de televizyon yarışmasına çıktım, Abbas Güçlü ile Büyük Oyun'a. İlk hafta Drunkard Bird ile haftanın birincisi olduk. Yarışma beni biraz daha ünlü etti, ama hâlen ünlü bir insan değilim. Drunkard Bird'ün indirme sayısı hâlen çok düşük.

Etkileşimli Korku Hikâyeleri'ne devam etmeyi düşünmüyorum. Maddi getirisi çok az, yeteri kadar insan oynamıyor. Oynayan az sayıda insan da yeni bölüm çıkarmam için baskı yapıyor, bu beni biraz strese sokuyor.

Maaşlı yeni işe girmek kendimi daha iyi hissettirdi.

Yakın zamanda yeni Mutlu Oyun Programlama videosu gelemeyecek, çünkü ofisimiz pazar günleri bile dolu. Sanırım eve ikinci monitörü aldıktan sonra devam edebileceğim.