Wednesday, May 13, 2009

Hayal kurmak, Kısa hikayeler

Stephen King'in korku kurgusunun kendisi hakkında yazdığı (yani bir roman olmayan) Danse Macabre'da şuna benzer bir paragraf okuduğumu hatırlıyorum (keşke evde kitabı bulabilseydim, annem kitabı kaldırmış sanırım, bulsaydım size orijinal metni sunabilirdim) :

"Fantastik olsun, bilimkurgu olsun, her türlü kurguyla uğraşan ve hayalgücü kuvvetli olan yazarların, yapımcıların yüzlerine baktığınızda bir çocuksuluk göreceksiniz. "

Orijinal cümle elbette çok daha güzeldi (bi de aslında King orada farklı bir şey söylemek istiyormuş da ben yanlış çeviriyormuşum/anlıyormuşum, ppffffppt), ama ne denmek istendiğini anlamış olmalısınız. Kendimin, hayal kurmayı seven arkadaşlarımın, takip ettiğim kurgu yazarlarının (*) yüzlerinde bunu görebiliyorum. Çocuksu ve meraklı bir ifade. Kendinizi hayalgücü geniş, yaratıcı bir insan olarak görüyorsanız kendi yüzünüzü gözünüzün önüne getirin .... demeyeceğim, çünkü zaten bunu biraz önce yaptığınızı biliyorum.

(Bir de kendi resmimi çekerken hep neden sol gözümü kıstığımı bilmiyorum. Mona Lisa Gülüşü gibi bir şey olsun bu, insanlar "Resmini çekerken niye sol gözünü kısıyor?" diye oturup kafa patlatsınlar)

Tuhaf... Hayalgücümün son zamanlarda köreldiğini düşünüyorum, ama yüzümde hâlâ aynı ifade var. Hayalgücümün tamamen tükendiğini söyleyemem, ama eski Asporia hayallerimden veya uzun olay örgülerine sahip öykülerimden yavaş yavaş uzaklaştığımı fark ettim.

Geçen haftaki yazımda kendisinden bahsettiğim Sifaus dün bana Asporia'nın nasıl bir yer olduğunu sorduğunda Asporia'yı neredeyse unutmaya başladığımın farkına vardım.



2004'lü yıllara doğru, liseye başladığım zamanlarda özellikle de çeşitli fantastik kurgu eserinin etkisinde kalarak kafamda kendi minik bir fantastik evrenimi yaratıyordum yavaş yavaş. İyiyle kötünün, Asporia Krallığı ile Kara Zehir'in savaşı. Ormanlarla kaplı bir Orta Çağ Avrupası kıtası. Bundan birkaç on yıl önce karanlık güçler ile aydınlık güçler arasında çıkan savaştan iyiler galip çıkmıştır, Asporia kıtasına başka bir boyuttan/kıtadan gelen Kara Zehir'in üyeleri vampirler, adlarını unuttuğum yaratıklar bu son on yılda zayıf bir durumda, Asporia'nın karanlık ormanlarında hayatta kalmaya çalışmaktadır. Asporia: Gizli Tehdit adlı oyunumda Kara Zehir'in kendi kıtalarıyla Asporia arasında bir boyut kapısı açtığını ve devasa bir ordunun krallığa saldırmak üzere olduğunu krallığa rapor etmeye yola çıkan bir şövalye ekibinin genç bir üyesini canlandırıyorduk: Arleon Mavitaş.

Klişe bir hikaye, ama detaylarının benim için anlamı vardı.

Arleon Mavitaş, benim olmak istediğim kişiydi (gerçi olmak istediğim kişi hâlâ Arleon, ama biraz sonra bahsedeceğim setting'in Arleon'u). Hikayelerimde, hayallerimde en önem verdiğim şey karakterler, onların özellikleri ve olayların geçtiği ortamdır (setting en doğru kelime), hikaye örgüsünü bu üçü üzerine yerleştiririm. 2004 yapımı oyunumunda başarısız bulduğum yönlerden birisi (o onlarca yönden, heh) karakter derinliğini yeteri kadar iyi bir şekilde yansıtamamış olmamdı, Arleon hakkında uzun uzun konuşabilirim.

2007'li yıllarda Asporia, üzerinde savaşların yaşandığı bir FRP setting'inden ziyade benim içinde yaşamayı, hüküm sürmeyi hayal ettiğim bir diyar haline geldi. Çağlayan'ın Leviathan'ı oldukça ilham verici oldu bu konuda. Şövalye Arleon, prensliğe terfi etti. Gizli Tehdit Asporia'sının Arleon'u bir şövalye komutanın oğluydu, Prens Arleon'un babası da galiba kral gibi bir şey, onu bir kesinliğe kavuşturamadım. Anneleri neciydi, bilmiyorum, heh.

(soldaki prens/kral figürünü geçen hafta çizmiştim)



Bu yeni Asporia nasıl bir yerdi? Koca bir kutup buzulunu da sınırlarına dahil eden, okyanus kıyısında ormanlık bir ülke. Ama Orta Çağ teknolojisine veya düşünce yapısına sahip değil, bu fotoğrafını çektiğim park kadar modern bir diyar.






Sıcağı ve yaz mevsimini sevmediğimi söylemiş miydim? Tuhaf olduğunu biliyorum, ama serin havalar beni daha mutlu ediyor. Özellikle de
yağmur ve kar yağışı. Asporia serin bir ülke.


Misurina Gölü de gerçek dünyada var olup da Asporia'ya benzeyen yerlerin başında yer almakta.










Ama Asporia'yla ilgili en çok sevdiğim şey kutup geceleri. Şu fotomanipülasyonumdaki yerde yaşadığımı hayal ederdim, ay ışığı ve yıldızların aydınlattığı, görkemli binaların yükseldiği bir kutup. Gökyüzünde unicornların uçuştuğu cennet.

Arleon hayalim de değişikliğe uğramaya başladı. Yeniden izleme fırsatı bulduğum Aslan Kral'dan mı etkilendim, bilmiyorum, ama Arleon'u bazen bir insan olarak değil de antromorph olarak nitelendirebileceğiniz bir aslan olarak hayal ederken buldum kendimi. Aslan Arleon hayali, insan olanınkine baskın gelmiş olacak ki artık rüyalarımda kendimi o aslan olarak görmeye başladım.

Son zamanlarda ise "hayallerim" olarak isimlendireceğim düşünce kümelerini Asporia'nın kendisinden ziyade sadece kendi kimliğim, Arleon oluşturuyor. Hayalgücümün köreldiğini düşünmeme neden olan bu, Reverie River bile bu hayallerimin ve hissettiklerimin tek boyutlu yansımalarından öteye geçemiyor. Aklımdan "Arleon ufuk çizgisine baktı, şunları şunları düşündü" durum hikayeleri geçiyor, ama artık bu kadar statik şeyler yazmak istemiyorum. 2 saatlik bir belgesel boyunca Atatürk'ün 1933-1938 yılları arasındaki hayatını izlemek gibi bir şey olurdu bu. Gerilim öğesi olmadan. İç sıkıntılarımın ilgi çekici bir yanı yok.

Belki de olması gereken budur, gerçek hayattan daha fazla keyif alabilmek adına hayallerimden ayrılmam gerekiyordur? Belki de "büyümek" denilen şey budur? Eğer buysa büyümek istemiyorum ben.

---

Kısa hikayeler demişken, akranlarım tarafından yazılmış olanları -özellikle Türkçelerse- profesyonellerinkinden daha değerli bulurum hep. Elbette bu "Aaa, bu yazı benimle aynı yaşlarda birisi tarafından yazılmış, hemen okuyayım" anlamını taşımıyor, yazı yazmakla ilgilenen akranlarımın büyük bir kısmının okunmaya değer yazılar yazamadığı acı bir gerçek (benimkiler okunmaya değer mi? ben en azından basit imla kurallarını uygulayabiliyorum), takip ettiğim yazarları bu denli değerli kılanlardan birisi de bu olmalı. Aklıma gelenler, Çağlayan'ın Leviathan hikayeleri, Acetaminophen'inkiler, Sophia'nınkiler, biraz önce de bahsettiğim Sifaus'unkiler.
Kitapçıdan 20-30 TL vererek aldığım, bir bestseller yazar tarafından yazılmış kısa hikaye kitabının verdiği hazzı Tılsım'ı okumaktan aldığımkinden daha fazla aldığımı hatırlamıyorum.

---



Bu da geçen hafta çektiğim bir fotoğraf. Dijital düzenlemeyle birlikte. Düzenlenmemiş hali burada.



*Kurgu yazarları: Garip bir tamlama olmuş olabilir. "Kurgu" ile neyi kastettiğimi anlamışsınızdır.

1 comment:

Asli "Çağlayan" Bingöl said...

Bu yazıyı onurlandırmak adına, bu akşam bir Tılsım özel yazısı yazabilirim. İlham perisi geldi şimdi.

Sophia'nın blogunu da keşfetmiş oldum sayende :)